İçeriğe geç

Hz. İmam’ın, taayyün mertebelerinin mebdei itibarıyla da bir farklı mütalâası var; ona göre, Hz. Halil’in taayyün mebdei bir mânâda taayyün-ü evveldir ve bu taayyünün evveliyeti “taayyün-ü vücudî” olması itibarıyladır. Bu taayyünün merkez noktasında ise Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhissalâtü vesselâm) taayyün mebdei bulunmaktadır. Bu mülâhazaya göre meseleyi açacak olursak; Hakikat-i Muhammediye bir hakikat-i câmiadır ve âdeta ilk taayyünün ukde-i hayatiyesi mesabesindedir.. ve hem enbiyâ-i izâm ve rusül-ü fihâm efendilerimizin hem de Hakk’ın mükerrem ibâdı melâike-i kirâmın (alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) hakikatleri, o merkez-i muhit ve nakş-ı rabbânînin zılâli mahiyetindedir. “Allah’ın ilk yarattığıbenim nurumdur.”10 beyan-ı nebevîsi bu yüce hakikati işaretlediği gibi, “Allah beni Kendi nurundan, mü’minleri de benim nurumdan yarattı.”11 tahdis-i nimet televvünlü ifade-i mübareke de aynı hususa imada bulunmaktadır.

Ayrıca o nur-u âzam, Hakk’a vuslatta en emin bir vesile ve rehber, diğerleri de bu rehber yörüngesinde birer izdüşüm ve zıll-i medîddir. Evet, minvechin Hakikat-i Ahmediye ve lâyezâl itibarıyla da Hakikat-i Muhammediye (aleyhissalâtü vesselâmü mil’el-ardi vessemâ) قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنٰى12 ile mermuz vücub-imkân arası bir noktayı tutmuş müteâl bir hakikattir ve O’nun taayyünü de şu âlem-i imkânın vücuduna vesile, muhabbet edalı ilmî bir taayyündür; ilmî bir taayyün ve bütün muhtelif mertebelerde zuhurât ve taayyünâtın da mebdei mesabesindedir.

101