Evet, gözümüze çarpan herhangi bir görüntü, muhayyilemizde bir kısım resimler ve suretler meydana getirir. Kulağımıza gelen seslerde bir kısım sahneler, temessüller ve tablolar tebellür eder. Dilimizle tattıklarımız, hatta vücudumuzda tesirli olan bir kısım faktörler, söz gelimi idrar yapma zorluğu veya bağırsak sancısı, kendilerine has hayallere sebep olurlar. Arkadaşımızın anlatmakta olduğu bir hâdise, bize yaşadığımız başka bir hâdiseyi, yahut ona benzer bir vak’ayı hatırlatır da, o hayalin peşine takılır gideriz. Alnı secdeli bir sima gördüğümüzde, hayalimize sahabe-i kirama ait mânâlar ve tablolar akseder; eder de kendi kendimize bir kısım düşüncelere dalarız ve zihnimizi, milletimiz adına yapacağımız vazifeler ve hizmetler dolduruverir.
Hayali, hayır istikametinde kullanmak gerekir. Meselâ, namaz kılarken, dua ederken, Beytullah’ın etrafındaki halkaları temâşâ eder veya o halkalar içinde bulunurken, amûdî bir hatla, yerin altından ta Sidre-i Müntehâ’ya kadar namaz kılınıp dua edildiğini, tavaf yapılıp ruhânîlerle aynı çizgiye ulaşıldığını hayal ederiz. Aynı şekilde, tek başımıza namaz kılarken bile kendimizi milyonlarca Müslümanın içinde görür ve ellerimizi açıp “Âmin” derken, milyonlarca ağzın aynı anda “Âmin” dediğini tahayyül ederiz. Böyle bir ruh ve şuur sayesinde, tek başımıza olmamıza rağmen, bu tahayyül bize öyle bir güç ve inşirah verir ki, milyonların ağzıyla söyler, milyonların diliyle dua eder, milyonların zihniyle hıfzeder ve onların tasavvurlarıyla tasavvur ederiz.
İşte, böyle büyük bir cemaat içinde ve çok geniş dairedeki kulluğumuz öylesine derinleşip külliyet kesbeder ki, tıpkı aynalar odasında birin bin olması misali, bizim ibadetlerimizin birleri de binlere ulaşır; ulaşır ve bize cemaat hâlinde kullukta bulunmanın sonsuz hazlarını duyurur. İşte mü’minin hayali budur ve bu, sevap kazandıran hayaldir.