Buraya kadar, daha ziyade insanın ‘ledünnî’ diyebileceğimiz iç âlemine ait meseleler üzerinde durduk ve onun münferit ve şahsî gayretlerine ait hususlara ağırlık verdik. Şimdi de, ferdîlikten çıkıp cemaat olma, dışta isbat-ı vücut etme, içte, uzlette âdeta bir çekirdek gibi sarmaş-dolaş olarak semaya ser çekme ve dal-budak salma safhasında cemaate katılma şeklinde dış dünyasını ve iç fethini tamamlamış olarak, emr-i bi’l-mâruf vazifesini görme, irşad hamulesini yüklenme ameliyesini ele almaya çalışalım:
1. Cemaat hâlinde yaşamak, hayatî bir zarurettir
Allah, insanı toplum içinde yaşayacak bir varlık olarak yaratmış ve onu hemcinslerinin arasına salmıştır. İnsan, maddî ve mânevî yönleriyle ancak toplum ve cemaat içinde yaşayabilir. Onun içindir ki, Hz. Âdem’den bu yana hep cemaat öne çıkmış, fert arka plânda kalmıştır. Şu kadar ki, bazı devreler ve zaman dilimlerinde bu mesele, diğerlerine nazaran daha bir ehemmiyet kesbetmiş ve âdeta bir zaruret hâlini almıştır. Kaldı ki, büyük çoğunluğu itibarıyla hayvanlar bile toplu hâlde yaşarlar; öyle ise en mükerrem varlık olan insan, hayatının her safhasında toplu hâlde yaşamak mecburiyetindedir.
İslâm, bu meseleyi daha bir pekiştirir ve öne alır. Öyle ki, mü’min tek başına namaz kılarken bile, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينَ “Ancak Sana ibadet ederiz ve ancak Senden yardım bekleriz.”20 der; “Ederim, beklerim.” demez. Bir mü’min, günlük şahsî işlerinden ibadetlerine kadar her meselesinde Kur’ân ve Sünnet’le cemaat içine itilir, kendisine cemaat olmanın avantajları gösterilir ve hayatının büyük bir bölümü cemaatle irtibatlandırılır.
a) Cemaatleşme, bugün her zamankinden daha zarurîdir
Dipnotlar
- 20 Fatiha sûresi, 1/5.