İçeriğe geç

Bunların her ikisi de makbuldür; şu kadar ki, sadık, âşıktan ileridir. Yanlış anlaşılmasın; bu, hiçbir zaman sadıkın gözünden yaş gelmez demek değildir. Hz. Ebû Bekir de, Hz. Ömer de sadıktılar; bir kalbi kırığın yanına oturduklarında, bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlarlardı. Namazda iken hıçkırıklarının arka saflardan duyulduğu herkesin malumudur. Bu itibarla, nasıl içte haşyet ve ürperti duyulmayıp gözden yaş gelmemesi, her zaman kalbin kasvet bağladığına hamledilemezse, aynı şekilde, bazen de gözyaşlarının ceyhun olması, mutlaka kalbin haşyet, rikkat ve saygısına verilemez.

Evet, bazen insan kendini kontrol edemez, hislerine mağlup olur ve ağlar; eğer bu insanın iç murâkabesi ve sadakatı yoksa bu onun için tehlikelidir. Ağlama, insanın önünü alamayacağı şekilde iç tazyiklerle bir boşalma şeklinde ve meşru çizgide olursa makbuldür, matluptur, Hak indindeki değeriyle de dünyalara bedeldir.

İmam Gazzâlî İhya’sında der ki: “Ağlayan da pişman, ağlamayan da.” İnsan ağlamıyorsa, bir gün pişman olacaktır; çünkü kendisini ağlatacak çok badireler var önünde. Öte yandan, pek çok ağlayanlar da vardır ki, günahlarına değil, başka şeylere ağlarlar; belli hislerin tesirinde dökerler gözyaşlarını. Demek oluyor ki, gözyaşının da meşru istikamette olanı makbuldür.

162