Şeytan, daha ziyade âtıl insanlara, atâlet ve tembellik içinde miskin miskin oturanlara hücum eder. O, hiçbir iş yapmayan, vaktini sinek avlamak, avare avare dolaşmakla geçiren ve saatlerce dumanlı yerlerde boş laf eden insanlara musallat olur. Ve yine o, din, iman, vatan ve millete hizmet adına hiçbir şey yapmayan, din ve iman hizmetlerine karşı kapalı yaşayan, yer yer dolup boşalmasını bilmeyen fertlerle uğraşır ve onları baştan çıkarır. Zira böyleleri, şeytanın arayıp da bulamadığı birer avdır.
Madem şeytan daha çok miskinlik, tembellik ve meşguliyetsizliğimizden istifade ediyor; hizmet adına dolup boşalmaktan hoşlanmıyor ve boş durduğumuz sürece içimize uygun olmayan düşünceler, kuruntular atıyor, başka şeylerle meşgul olmayan hayalimizi kendi namına meşgul ediyor ve günahları düşündürüp günah işlemeye zorluyor, öyleyse biz de, daima meşguliyetle, aksiyonla, faaliyet ve hizmetle ve irşad yolunda terlemekle şeytanın parmak sokabileceği yerleri doldurmalıyız ki, o da bizde umduğunu bulamasın.
İşleyen demir pas tutmaz; sürekli hareket eden, durmadan hak ve hakikati duyurma adına koşan bir insanın aynı zamanda hem bedeninde, hem de ruhunda bir zindelik, bir neşe olacak ve hadisin ifadesi üzere, ‘emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker’ yaptığından, vahyin bereketi, içinde ilhamlar hâlinde hissedilecektir. Rızkı bereketlenecek, aile yuvası da Cennet köşelerinden bir köşe olacaktır. Yine hadisin işaretiyle, bu vazife ve hizmetler kesildiği zaman vahyin bereketi de kesilecek, vahyin bereketinden mahrum olanlar da, felç olmuş gibi karanlıklar ve sıkıntılar içinde boğulup gideceklerdir.