İçeriğe geç

İnsan âcizliği ve imkânsızlığı nisbetinde kuvvetli dayanaklar arama lüzumunu hisseder, gençlik ve sıhhat çok defa onu kendinden, iç dünyasını kontrolden habersiz kılar. Vasıtaların üstüne çıkıp, içinde yüzüp durduğu İlâhî rahmete karşı şuurlu mukabeleden mahrum bırakır. Her gün kendinden bir parça kopup gittiğini, görüp hissettiği andan itibarendir ki verdiği, yitirdiği şeyleri geri alma yoluna girer ve ciddî tedarike başlar.

Evet:

Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber.

der, içindeki beka arzusunu gerçekleştirmeye çalışır. Böylece gençlikle, güç ve kuvvetle aşılamayan tepeler aşılır, perdesizliğe ulaşılır ve inayetin şirin cemali görünür.

Bu vaziyette bir fanî, en elemli ve bulanık dakikalarını, en duru, en zevkli saatlere çevirir, âdeta bir trenle vatanına dönen cuda–yı vatan yolcu gibi, ara sıra başını dışarı çıkarır. Nerede kaldı şu visal durağı, şu var olduğum yer? Nerede sevdiklerimin bulunduğu diyar? Analarımı, atalarımı şefkatli sinesinde besleyen o dağ ve bağlar? der, bir an evvel bütün dostlara, dostların dostluğu, dostluğuna nisbeten zerre olmayan Kâinatın Kâlbi’ne kavuşmak için can atar durur.

170