Hakikî hürriyet vicdan huzuru ve irade zindeliğidir. Bir zerre îmân sayesinde iradesi felce uğramamış Cehennem’dekileri dahi Allah, ısrarlı talepleri ile Cennet’e koyacaktır. Onun için bu günün sakim anlayışı ile hürriyet makûsen mütenasiptir, ters orantılıdır.
Prangalıların görünen tek esaretleri vardır, ama şuursuz kitleler hâlinde akıp giden sözde hürlerin yüzlerce esaretleri vardır. Başta esaretini bilmeyen o esirler, cehalet elinde oyuncak ve esirdirler… Her gün bir oyunun, bir kaprisin esiridirler. Şöhretin, makamın, soyun-sopun ve ikbalin esiridirler. Kadının, kızın, şehvetin daha binlerce mel’anetin… Bu serbest esirlerin gözlerine uyku girmez. Her an vicdanlarının verdiği ağır hükümler altında, kâlplerinin ezildiğini, beyin merkezlerinin tekallüs ettiğini, ruhlarının törpülendiğini hissederler… Ne hayatın rengârenk süslü eğlenceleri, ne de kendilerini sarhoş etmeleri vicdanlarının verdiği hükmün acısını onlara unutturabilir. Bin bir hece çare beklemektedir içlerinde… Cehennemî kâbuslar birbirini kovalamaktadır gönüllerinde…
Gerçek hürriyet Hakk’a esarettedir. Başını bütün varlık âleminin verasına uzatıp, topyekûn kâinatla beraber, şahlar şahının bendesi olduğunu itiraf etme; herşeye karşı dilenciliğin, her arzuya esir oluşun silinip gittiğini ilândır. Bu ilândan nasipli olanlar şu kayıtlar âleminin kayıtsız sultanlarıdır.
Ne şan, ne şöhret, ve ne de servet onların ruh dünyasında bulantı meydana getirebilir. Gecelerde gündüz hayatı yaşarlar, gündüzleri Cennet hizmetlerine makes bulunurlar. Artık hangi bulantı bunlara yüz ekşittirebilir?.. Hangi kapris boyunlarına kement olabilir?