İçeriğe geç

Tasviri yapılan bu yiğitleri, Efendimiz’in şu hadiste anlattığı gariplerle irtibatlandırmak mümkündür: “Gariplere müjdeler olsun! Onlar halkın kendisini fesada saldığı ve bozgunculuk yaptığı; dolayısıyla, kargaşa ve fitnenin dört bir yanda kol gezdiği bir dönemde (salâh erleri olarak dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülleri kırıldığı zaman bile) hep ıslah için koşturur dururlar.”3 Evet, kalbinde salâha kavuşmuş ve salih amel işleyen, aynı zamanda salâhı da şiâr edinmiş, onu başkalarına da aşılayan bu ıslahçılar, bozguncuların yaptığı ifsada karşılık her zaman ıslah eri gibi davranırlar.

Arapça grameri açısından mesele incelenecek olursa; hadiste ifade edilen ıslah ve ifsat kelimeleri müteaddi fiil olmaları açısından; başkalarını içine alabilecek ifsattan –yani sadece şahsın nefsine münhasır kalmayan bir ifsattan– bahsedildiği görülür. Başkaları nasıl ki, fesadı tamim edip yaygınlaştırmak için uğraşıyor, mü’minler de buna mukabil ıslahın yaygınlaşması ve halkın sulh ve güven içinde olması adına hep ciddî bir cehd ve gayret göstermelidirler.

İfsat, Allah nezdinde ne kadar merdut ve müfsit de ne kadar melunsa, ıslaha gayret ve muslih de o kadar makbuldür.

İdeal İnsan

İnanmayan insanların, kendi inançlarının gereğini sergilemeleri yadırganmaz da, inanan bir insanın, bir kâfire ait duygu ve düşünceyi taşıması, ona ait ses ve soluğu seslendirmesi, hiçbir şekilde kabul edilemez, aslında edilmemeli de. Meselâ, bir insan, bir müessesede, yapılan hayırlı hizmetleri engelliyorsa, kâfir olmasa bile kâfirce bir şey yapıyor demektir. Aynı şekilde birinin kıvamını bozmak suretiyle, daha aktif hizmet yapmasına mâni oluyorsa; kendi hırs, kendi kıskançlık, kendi bencilliğine yenik düşüp başkalarına çelme takıyor ve böylece aşk u şevkle hizmet edenlerin moralini bozuyorsa, kâfirler gibi davranıyor sayılır.

72