Ayrıca olmuş-olacak hâdisât bütün satırları, sayfaları, paragrafları, cümleleri ile hep onda mündemiçtir. Ama onca muhteva farklılığına rağmen o ne tenasüp, ne üslûp, ne anlatış, ne enginliktir! Ne var ki, bu da anlatma ile değil; doğrudan doğruya vicdanların duymasıyla bilinir. Ben şahsen, meseleye bu zaviyeden baktığımda, nesillerimizin nasıl tali’siz hâle getirildiğini görüyor ve bir de ona ağlamak istiyorum. Onlar da fazla değil bizim bildiğimiz bu kadarcık bir bilgi ile, Rabbilerinden gelen mesajı okuyup heceleyebilselerdi.. ama bu nesil ondan da mahrum. Ne olurdu bazı mekteplerde azıcık Arapça okutulsa ve dinin dili öğretilse idi!.. Herhâlde o zaman ufukları daha bir inkişaf eder ve insanlar daha derin düşünebilirlerdi!.. İnşâallah bu aczimizi, fakrımızı, yetersizliğimizi, tutarsızlığımızı birileri görür; “Derbeder ağızlarda, fütursuz beyanlarda Kur’ân’ın ızdırap çektiği yeter.” der ve ona sahip çıkar…