Çalışıp kazanma keyfiyetine gelince; o, Üstad’ın ifadesiyle, dünyayı kalben terk etmektir, kesben değil.26 Yani kazanılanla kaybedilen şey arasında fark gözetmeme duygusudur. Ne elden gidene üzülme, ne de ele geçene sevinme.. bu mânâda bir zenginlik önemlidir ve insan için faydalı olan da işte bu zenginliktir.
Bir diğer mesele de, İslâm âlemi bugün çok küçük meselelerden dolayı birbirine düşürülmüştür. İslâm tarihi içinde, İslâm’ın birer zeki evlâdı olan Türkiye, Mısır, Irak halkları çok önemli bir kesit arzederler ve her birinin de kendine has özellikleri vardır. Bu meziyetler etrafında örgülenip, herkes kendi elindeki imkânlarla bir “Büyük imkânlar harmanı” meydana getirme mânâsında örfaneye iştirak etmesi gerekirken, çok küçük şeylerin münakaşası yapılmakta ve bir türlü bu potansiyel güç değerlendirilememektedir. Dahası, muvazene korunarak herkesin yeri belirlenip bir birlik oluşturulamamıştır. Dolayısıyla da karşı taraf rakipsiz bırakıldığından onların yükselmelerine vesile olunmuştur.
Hâlbuki herkes kendi hesabına yapması gerekli olan şeyi yapabilseydi, bu durum diğerlerine büyüme, gelişme, istikbal vaadetme… imkânı vermeyebilirdi. Bütün bunlar muvacehesinde hep karşı tarafı suçlayıp atf-ı cürümde bulunma, safdillikten başka bir şey değildir. Oscar’ın ifadesiyle “El âlemin bize ettiği şey ne kadar büyük olursa olsun, bizim kendimize ettiğimiz hepsinden daha büyüktür.” ve biz kendi ihmallerimizin cezasını çekiyoruz.
Asgarî Müşterekler
İnsanların duygu ve düşüncelerine saygılı kalınarak, en azından “insan olmaları” asgarî müştereğinden hareketle, kendi konumlarında kabul edilmeleri şarttır. Bu, aynı zamanda İslâmî bir anlayıştır da. Bu açıdan ben şahsen, insanlığın huzur ve saadeti adına “toplumsal barış, hoşgörü” vb. kavramların bütün dünyada yaygınlık kazanmasının çok önemli olduğuna inanıyorum.
Dipnotlar
- 26 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nûriye s.113 (Habbe).