İçeriğe geç

Evet, onun harîs oluşu, dünyaya ait şeylerde değil, bütünüyle iman ve imana taalluk eden hususlardaydı. Bu zaviyeden meseleye bakılacak olursa; Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başkalarının imanlarını kurtarma mevzuunda çok harîsti. İmana uyananların, imanda terakki etmeleri hususunda da çok harîsti. Keza onların iman yolundan inhiraf etmemeleri mevzuunda da çok harîsti.. ve bilhassa umumî planda, topyekün insanlığın imandan nasiplerini almaları konusunda olabildiğine harîsti. Harîs adına arz ettiğimiz bu tevcihlerin her birisini Kur’ân’ın âyetleri ile temellendirebiliriz.

Yol Mülâhazalarından Bir Kesit

Bu ülkede şimdiye kadar bazı dindar kişiler, en azından kendileri gibi dinin amelî yanlarını hayatlarına tatbik etmeyen kişileri düşman olarak gördüler. Bazen onlara “karşı cephenin insanı” bazen “fasık”, bazen de “kâfir” diyerek, kendilerinden ve tabiî ki temsil ettikleri dinden onları soğuttular. Hâlbuki gerçek böyle değildi. Ne kendilerine kâfir denilenler kâfirdi, ne de Müslümanım diyen insanlar İslâm’ın hakikî temsilcileri. Bence bu mevzuda her iki taraf da yanılıyordu.

Pekâlâ, şimdi ne değişti? Bütün dünyada ciddî planda dine yönelişin yaşandığı, materyalizm, komünizm gibi sistemlerin sarsıldığı, yıkıldığı, metafizik dünyaya ait şimdiye kadar kapalı olan kapıların aralandığı bir zamanda, din adına söylenen her söz ve ortaya atılan her düşünce, değerlerüstü değerlere ulaştı. Sevgi, hoşgörü, müsamaha, diyalog vb. kavramlarla açığa çıkmanız, bunlarla dinin ruhunu ortaya koymanız, belki de yeni baştan, bir zamanlar Mevlâna, Yunus, Hoca Ahmetlerle temsil edilen Muhammedî ruhu terennüm etmeniz, o insanlarda –ki yıllardır kendilerine kâfir, fasık… deniyordu– bir rahatlama meydana getirdi, onların yüreğine su serpti ve etraflarına, “Yahu biz de Müslümanmışız!” dedirtti.

159