İçeriğe geç

İnsanda, ümidin ve Allah’a karşı beklenti içinde olmanın tek kaynağı imandır ve O’nunla her zaman münasebet içinde bulunmaktır.. dahası bu münasebeti zamanla insanî tabiatının bir derinliği hâline getirmektir. Maalesef, bazılarımız itibarıyla biz, bir karanlık fasılda imana karşı hep lâkayt kaldık, Hak’la münasebetteki gücü ve büyüyü tam sezemedik; cismanî ve maddî ufkumuzun tesirine takıldık, kulak dolması nazarî mülâhazalardan sıyrılıp amelînin enginliklerine bir türlü açılamadık. Hatta bazen, kendi fikrî ve amelî dünyalarımızın yamaçlarında bulunmayı, dolaşmayı ar ve ayıp sayarak, bazen de bir kısım fantezilere girerek, ruh ve mânâ köklerimizle alâkalı nice değerleri eski birer eşya gibi kaldırıp bir kenara attık.. ve milletçe inkişaf etme kabiliyetlerimizi, cihanları fethe yetecek heyecanlarımızı yabancılaşma yönünde kullandık; kullandık ve yıllar yılı kendi dünyamıza karşı hep bîgâne kaldık; inançlarımızın Allahçasına, dünya-ukbâ ve öteler ötesini onunla tanıdığımız “Şeref-i Nev-i İnsan ve Ferîd-i Kevn ü Zaman”a karşı bîgâne kaldık; hatta bazılarımız itibarıyla O’na hasmâne bir tavır aldık. Arş u ferşi birbirine bağlayan, ins ü cinnin kurtuluş fermanı, kâinat kitabının en doğru yorumu, “Levh-i Mahfuz”un, “Beyt-i Mâmur”un sesi-soluğu ve teşriî esasların biricik kaynağı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın sesinin kesilmesine de bîgâne kaldık.

127