Ne İdik Ne Olduk
Bir zamanlar bizim dünyamızda her şey çok renkli ve çok derindi; öyle ki, bu âlemde her zaman sağlam bir dünyevîliğin yanında engin bir uhrevîlik göze çarpardı. Onun atmosferine girenler, idrak seviyelerine göre burayı ötelerle beraber yaşar ve kendilerini bir enginliğin üveyki gibi görürlerdi. Bazen umumî hava bir kısım olumsuzluklarla kararsa da, onun atmosferinde hiçbir zaman rahatsız edici bir sis ve duman görülmezdi. Hele şimdilerde olduğu ölçüde bir kirlilik asla söz konusu olmazdı.. bazen ufkumuzda bir kısım bulutlanmalar ve içtimaî kırılmalar müşâhede edilse de, arkasından hemen bu tür menfîliklere sebebiyet veren şiddetler, hiddetler, öfkeler diner ve yeniden gönüller arası ruhî münasebetler teessüs eder, derken her şey bir kere daha yerli yerine otururdu.
O zamanlar ilhad ve küfür bu kadar açık, bu kadar saygısız, bağnazlık ve taassup da bu kadar derin değildi. Hemen herkeste ve her kesimde tam olmasa da şöyle-böyle insan olarak yaratılmış bulunma şuuruna vâbeste bir merhamet ve şefkat hissi hâkimdi. Yer yer bu insanlarda da belli sebep ve sâiklere bağlı bir kısım hırçınlıklar ve feveranlar meydana gelse de, biraz sonra havaya hemen “hilm u silm” duygusu hâkim olur; sabır o güçlü tesirini ortaya koyar; derken biraz önceki taşkınlıklar, feveranlar da yerlerini sımsıcak bir mülâyemete bırakırlardı.