İçeriğe geç
1. Bölüm

Işık-karanlık Devr-i Dâimi

Dünya var olduğu günden beri nur, zulmetin peşinde, ışık, karanlıkla yan yana, gündüzler geceleri takip etmekte ve güzel-çirkin iç içe. Şeytan, ilk günden itibaren insanoğluna musallat, ruh, cismaniyetle karşı karşıya. Zulüm-adalet savaşı hiç mi hiç dinmedi ve kargaşa her zaman nizamla kavga içinde oldu. Dalâlet, hidayet birbirine rağmen genişledi, daraldı. Cehennem patikaları ile Cennet şehrahları yan yana kulvarlar gibi uzayıp gitti.. ve gecelerin döl yatağında da sürekli müstatil fecirler oluşup durdu…

Şimdi de öyle; gün oluyor, çepeçevre zulmetlerle kuşatılıyor ve sesimizi yükseltip avaz avaz, “Her yer karanlık… / Mağrip mi yoksa makber mi yâ Râb!” (A. Hamit) diye bağırasımız geliyor. Bir de bakıyorsunuz dört bir yan pırıl pırıl ve her tarafa ışıklar yağıyor; tulû tulû üstüne bin bir parıltı gecenin bağrında ve karanlık derdest ışığın ağında. Öyle ki görüp hissettiklerinizle kendinizi Cennet koridorlarında sanıyorsunuz; herkes, elinde Firdevs’ten bir demet gül, yürüyor gönlünce yollarda Allah’a emanet.. bir an geliyor ki ufkunuzu saran çirkinliklerle –bu biraz da hâdiselerin dış yüzüne bağlı– içiniz bulanıyor.. derken ardından hiç beklenmedik şekilde yine bir kısım güzellikler sökün ediyor. Kendinizden geçiyor, şevk u şükürle geriliyorsunuz. Şeytanı çileden çıkaracak “Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem.” diye gürlediğiniz gün, saat, dakika ve saniyelerin sayısı hiç de az değil; ne var ki, ruhun bedene, aklın da nefse yenik düştüğü uğursuz zamanlar da hemen hemen ona denk…

1