İçeriğe geç

Bu kutlular, ta baştan, en yüksek hakikat karşısında iki büklüm olup yere yüz sürdüklerinden hep O’nu bilir ve O’nun eşiğine baş koyarlar. O’nun kapısında eğilenlerin başları ayaklarına selâm durur ve onların ayakları hep başlarının ulaştığı noktalarda dolaşır; dolaşır da secdede bir araya gelen ayak-baş halkası, onları miraçla noktalanan arşiye ve ferşiyelerde1 gezdirir. Hele bir de ilham küheylanları şahlanırsa, bir solukta gökler ötesine ulaşır, Cennet’lere uğrar, meleklerle atbaşı hâle gelir ve O idrak edilmez etrafında hayret ve hayranlıkla uçuşup durmaya başlarlar.

Kim bilir günde kaç defa, güneşi top, bir başka yıldızı da çevkân yaparak gök ehline sihirli oyunlar gösterirler! Kaç defa, niyazla vuslata erer, Yâr ile hemdem olur, nazla geriye dönerler. Kaç defa, aşkın “hayhuy” perdeleriyle şahlanır, ruhlarında hakikî varlığa ermenin zevkini duyar ve kendilerinden geçerler..!

Soluklarında “Hak”, düşünceleri hakikat, dillerinde ölümsüzlük muştusu, önlerinde sonsuz saadet… Dünyayı mâmur etmeye azmetmişlerdir; ama, hayattan kâm almayı akıllarının köşesinden bile geçirmezler. Alabildiğine hasbî ve yürektendirler; yapıp çattıkları şeyler karşılığında herhangi bir mükâfat istemedikleri gibi kahramanlıklarının destanlaştırılmasını da arzu etmezler.

Ne acıdır ki, bütün bir ömür boyu hayır ve fazilet adına kadehler gibi dolup boşalan bu yüksek ruhlar, dünden bugüne bir kısım aldanmış kişiler tarafından hep horlanıp hakir görülmüş; hep yaşama hak ve hürriyetinden mahrum edilerek cemiyet dışı bırakılmaya çalışılmışlardır.

Yar yüreğim yâr Gör ki neler var Bu halk içinde Bize güler var
….
Bu yol uzaktır Menzili çoktur Geçidi yoktur Derin sular var (Yunus)

Ruhlar aydın, vicdanlar hür, sineler de imanlı olduktan sonra varsın olsun ne çıkar!

83