Böyle muhteris gönüllerde mürüvvet ve insanlık arama beyhude; sevgi ve anlayışa rastlamak ise tamamen imkânsızdır. Bunlar zahiren başkalarını seviyor görünseler de, az bir dikkatle, samimî olmadıkları hemen anlaşılacaktır.
Her türlü açıklık ve açık yüreklilikten mahrum bu karanlık ruhları, anlayıp öğrenmek de bir hayli zor, hatta bir bakıma imkânsız gibidir. İnsanca davrandıkları aynı anda zalim ve mütecaviz; zulüm ve saldırganlıkları içinde de fevkalâde yumuşaktırlar. Güçlü ve kuvvetli olduklarında alabildiğine gaddar; korktukları veya desteksiz kaldıkları zamanlarda ise şahısların ayaklarını öpecek kadar aşağılık ve miskindirler. En küçük bir çıkar uğruna dünyaları ateşe vermekten çekinmez, en hasis bir menfaat karşısında binler ve yüz binlerin hukukunu çiğner geçerler.
Varlıklarını dünyanın direk ve kaidesi sayan bu bencil ruhlar, bütün bir hayat boyu hep ihtirasların mahbesinde yaşar, bir kerecik olsun eşya ve hâdiseleri olduğu gibi görmeye muvaffak olamaz veya görmek istemezler. Kör, sağır ve kalbsizdirler; duyup işittikleri bir aldanmışlık, görüp sezdikleri hayal ve rüya, değer hükümleri de sarhoşça hezeyanlardan ibarettir…
Doğrusu bunlar, özleri itibarıyla fevkalade kabiliyetsiz ve liyakatsiz; içinde yaşadıkları cemiyet itibarıyla da son derece yararsız kimselerdir. Şahsî haz ve zevkleri açısından dünyanın tam göbeğinde ve hayatla iç içedirler; ama, başkalarına faydalı olma, cemiyetin çıkarlarını kollama, ona gelecek zararları göğüsleme ve çevrelerine yararlı olma noktasında onları arasanız dahi bulamazsınız…