Bir Devre Daha Kapanırken
Upuzun bir kuraklaşma ve çölleşmeden sonra tatlı tatlı bahar rüzgârlarının esip yamaçlarımızın yeşermeye başladığı, yıllardan beri kanlı bir kâbus gibi üstümüze çöken zulmetlerin bir bir dağılıp gitmeye yüz tuttuğu ve artık peşi peşine şafak emarelerinin göz kırpıp geçtiği şu günlerde, şimdiye dek ehemmiyet verip yaptıklarımızla, önemsemeyip kulak ardı ettiğimiz şeyler açısından durumumuzun tetkikinde yarar olacağı kanaatindeyiz.
Evet, bugüne kadar aşılan engebelerle, aşılması gerekli olan mâniaları; halledilmiş problemlerle, çözüm bekleyen müşkilleri; tedavi ve mualeceye cevap veren hastalıklarla, çaresiz görünen dertleri.. bütün gayretleri ve bütün himmetleri; bilumum sebepleri ve topyekün neticeleri inceden inceye gözden geçirerek ruh ve irade gücümüzün, inanç ve azmimizin, iç derinliğimiz ve Kudreti Sonsuz’la münasebetimizin derecesini anlamaya çalışmalıyız; çalışmalıyız ki, böyle bir iç dinamizmle daha neler yapılabileceğini açık seçik müşâhede ederek ileriye dönük kararlarımızda daha isabetli olabilelim.
Yoksa, sahip olduğumuz inanç gücü, bilgi-düşünce derinliği, azim ve irade kuvvetiyle, sorumluluk ve mükellefiyetlerimiz arasında gerekli dengenin mevcut olup olmadığı, yani “tenasüb-ü illiyet” prensibine göre, yapılacak işlerle, o işlere yetecek enerjiye sahip bulunup bulunmadığımız bilinmezse, muvaffakiyet beklediğimiz noktalarda çok defa hezimete uğrar ve beklenmedik inkisarlardan belimizi doğrultamayız. Böyle bir duruma düşünce de ekseriyet itibarıyla, kaderin tenkit edilmesi, “atf-ı cürm”lerle şahısların karalanması, hizmet elemanlarının birbirini yıpratması gibi musibeti ikileştiren hususlar eksik olmaz.