Zirvedeki Işığın Gölgesinde
İpekten kanaviçeleşmiş satırlarıyla önümüze serilmiş ve her sayfası ayrı bir güzellik meşheri olan şu tabiat kitabını, acaba doya doya ve şuurla mütalâa edebiliyor muyuz? Güneşin kolları arasında, her mevsim ayrı bir güzellik ve görkemle nazarımıza arz edilen bu pırıl pırıl ve muhteşem kitap, her zaman başvurulacak ve dikkatle tetkik edilecek bir huzur ve enerji kaynağıdır.
Zirvedeki ışığın gölgesinde ve sinelerimizde tutuşturduğumuz çırağla, bu kitabı iyi okuyup içimizi aydınlatabiliyor, ruhumuzla varlığa erip, inançla kanatlanabiliyorsak, bedbinlik ve karamsarlığa düşmeyecek ve kendimizi hiçbir zaman yalnız hissetmeyeceğiz; her lahza duyacağımız ayrı bir zevk, ayrı bir lezzetle, gönüllerimiz mutluluklarla dolup taşacak ve dudaklarımız saadet türküleri mırıldanacaktır.
Durgun sular yosun tutar.. işlemeyen uzuvlar kireç bağlar.. çağlayanlar hep tertemiz ve pırıl pırıldırlar. Bütün bir hayat boyu durup dinlenmeden mekiğini, kalbi ve kafası arasında hareket ettirenler, bir gün ruhlarını çok güzel şeylerle çimlendirdiklerine şahit olacak ve tâli’lerine tebessüm edeceklerdir. Zira, ancak sürülen topraklar tohuma döl yatağı olabilir; bakılan bağ ve bahçeler meyve verir.
Bağ ve bahçelerimizi saran ısırganlar, ihmallerimizin ifadesi olduğu gibi, ruhlarımızı saran şirretlikler de bizim gaflet ve umursamazlığımızın ürünleridirler. Aktif ve uyanık ruhlar, güzel duygu ve düşüncelerle, gönüllerinde kurdukları Cennet’ler sayesinde, eşya ve hâdiselere bir başka bakar, varlıkla bir başka türlü kaynaşır ve bütünleşirler. Her varlık, Kudret kalemiyle yazılmış bir kelime veya cümle olduğuna göre, niye kaynaşıp bütünleşmeyecekler ki..!