İçeriğe geç

Bu itibarla geçmişin hülya ve hatıralarıyla gelen hüzün ve kederler, hayatın bütün buudlarını duyup hissetmek, her lahza var olmanın ayrı bir derinliğine ermek yolunda çok zevkli bir “daüssıla”dır ve bizler için yaşanmış ve yaşanacak olan bin bir hazzın beliğ bir lisanı olduğunda da şüphe yoktur. Bu lisan, her şeyi cismaniyetin karanlık labirentlerinde ele alan bahtsızlar için, matemle dolmuş ağlayanların dili olarak kabul edilse bile, hakikate uyanmış gönüller nazarında o, geçmişin baş döndürücü zenginliklerine, hülyalarla bezenmiş en tatlı, en imrendirici güzelliklerine menfezler açıp, hasret ve hicranla yanan sinelerimize, olmuşun çehresinde olacağın mesajlarını fısıldayan talâkatlı bir beyandır.

Evet, geçmişten kopup gelen levent naraları, nal sesleri ve at kişnemeleri, bizlere ayrı bir inşirah ve teselli esintileriyle gelir ve hayat yolunda karşımıza çıkan engelleri aşabilmemiz için kollarımız, kanatlarımız olurlar. Bu sayede en acı anların yanında en tatlı saatlerle, en karanlık dakikaların ardından en aydınlık günlerle yeni yeni ümitlere, sevinçlere erer; ışıktan ışığa koşar, ilerisi için beslediğimiz hülyaları, emelleri, rüyaları yakalamağa çalışırız.

Kendini, geçmişin bu tatlı, bu zevkli hayal akıntılarına salıverenler için hayat, içimine doyum olmayan kevserler gibi gönülleri yararak hislerin en derin noktalarına ulaşır ve girdiği sinelerde eski günleri yeşerten birer tohum hâline gelir. Sonra da, bunların iç dünyalarında en büyüleyici renkleri, en bayıltıcı kokuları ve en imrendirici desen ve nakışlarıyla yepyeni baharlar belirir.. yarınki mutluluklara uyanmış kalblere, aşk ve ümidin bilmem kaç zevkini birden tattıran baharlar…

122