Zâhirî ilimler, ancak öğrenildiği kadar insanın dimağında ve kalbinde yer eder. Bunların, insanın çalışması nispetinde bir ağırlıkları vardır. Allah’la münasebetin derinleşmesi hususu ise bâtın âleminin hududunu aşmak suretiyle zâhir âlemini de içine alır. Diğer ilimler sadece zâhirde kalırken bu ise bâtın âleminin sınırlarını aşar da zâhiri de içine alır. Maddî bir asırda yaşadığımız ve her şey maddî kıstas ve kriterlerle ele alındığı için pek çoğumuz itibariyle mâneviyattan yoksun hâle geldik. Bu hayatî mevzuu belli bir dönemde bizim dimağlarımızdan silip yok ettiler. Rahmet-i ilâhiyeden ümit edelim Cenâb-ı Vacibü’l-Vücud o nuru içimizde yeniden canlandırsın.
Allah’la münasebette derinleşen bir insan gayb âlemine de muttali olur. Hatta yerinde melâike-i kiramdan teyitler alır, cinlerle münasebet kurabilir, ruhanîlerle haberleşebilir. Belki Hızır aleyhisselâm’ı da görür, O’nun makamına yükselir ama bütün bunlar, insan, Allah’la münasebette derinleşirse olur.. şekilden ve sûrî olmadan sıyrılabilirse olur.. sahip olduğu her şeyi Allah’a vâsıl olma mevzuunda kullanabilirse olur.
***
Günümüzde, İslâm’ın etrafında bir kısım şüphe ve tereddütler hâsıl etmek için sistemli-sistemsiz çalışan pek çok yapı vardır. Bunlar, dini-diyaneti Müslümanların hayatından söküp çıkaramadıkları için, ortaya attıkları bir kısım tereddütlerle onların itikatlarını sarsmaya çalışırlar. İnsanın zihninde önce bir tereddüt hâsıl olur ve “Acaba!” der, “Bu, çözülmesi imkânsız bir mesele midir?” tereddüde düşer. Sonra inandığı değerlere muhalif bir delil bulunca hemen ona yapışır ve dinî hayattan ve din çizgisinden dışarıya çıkıverir.