İçeriğe geç

Bu nokta-i nazardan bir Müslümanın soru sorması, bir kısım meselelerin arkasından koşması, bir kısım meselelere cevaplar araması, sürekli değişmekte olan dünyaya ayak uydurmaya çalışması, işin önemli bir yönünü teşkil etmektedir ki, asla ihmale gelmez. Yani, biz hangi dünyada yaşıyoruz, hangi dünyada yaşamamız gerekiyor, bunu kavrama ciddi bir meseledir. Bu da tetkike, araştırmaya bağlı ayrı bir husustur.

Müslümanlar olarak bizim, geçtiğimiz on dört asır boyunca yazılan büyük mücelletler hâlinde eserlerimiz vardır. Hiç şüphesiz bunlar, kendi asırlarının ve kendilerinden sonraki bir-kaç asrın hemen bütün ihtiyaçlarını karşılayan, bütün dertlerine derman olan kitaplardır. Bunlar içinde tazeliği hiçbir zaman solmayan, pörsümeyen tek bir kitap vardır; o da Kelâmullah olan Allah’ın kitabıdır. Mü’minler, kendi devirlerinin tekniği ve kültürü içinde müracaat ettikleri zaman onu hep değişmez bulmuşlardır. Bunun dışında, beşerî gayretlerle onun tefsiri mahiyetinde ortaya konan eserlerin dahi –gerçekten onun ruhu anlaşılmamış ise– onun çok gerisinde olduğu görülmüş ve birçok hakikatin cevabını ihtiva etmediği müşâhede edilmiştir. Hatta bunlardan çoğu kendi devirlerini bile aşamamış, nazarları sadece içinde yaşadıkları devre takılı kalmıştır. Bu da bizim maddî-mânevî gerilememize sebebiyet vermiştir.

Bir taraftan içimizdeki aşk u heyecan sönerken bir diğer taraftan da teknoloji dünyasının esiri hâline gelmişiz. Başkaları, devrin meseleleri içinde dönen dolaplara uymaya çalışırken bizler, eski felsefe ve eski tefsir anlayışlarının önümüze getirdiği meseleleri cevaplandırmaya çalışmışız. İnsanlığın çağ atladığı bir devirde münakaşası yapılmayacak meselelerin münakaşasını yapmış, çoktan cevabı verilmiş meselelere cevap aramaya çalışmışız.

20