Bir mü’minin, heva, heves ve nefsaniyet gibi şeyleri aşarak mescide gelmesi çok mühim bir vazife ve Allah katında pek makbul bir iştir. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), mü’minin Allah yolunda attığı her adımı bir sadaka sayar.4 O (celle celâluhu), seni yoktan var etmiş, sonra insan-ı mü’min olma keyfiyetiyle serfiraz kılmıştır. Bu büyük nimetler elbette şükür isterler ve işte sen, Allah yolunda atacağın adımlarla, Allah’a karşı bu şükür vazifesini edâ etmiş olursun. Şu an burada belki rahat oturamıyor, belki başınızı, başkalarının ayağını bastığı yere koymak zorunda kalıyorsunuz. Belki yağmura, çamura, soğuğa rağmen gelip burada namaz kılıyorsunuz. Eğer kalbiniz Allah’la beraber ise, iç-dış bütünlüğü ile O’nun huzuruna geliyorsanız –ki bunun başka türlü olması düşünülemez– bilin ve Cenâb-ı Hakk’ın vaadine itimat edin ki buraya gelmeniz sizi pâyidâr etmiş, size uhrevî saadetin yolunu açmıştır.
Ahirette yaşayacağın o mutlu günü hatırla ve şimdiden ruhunda, vicdanında, imanında onun zevkini yaşamaya çalış; o zaman, içinde bir cennetin belirdiğini duyacaksın. Yaptığın her şeyin Allah yolunda bir tohum gibi yeşerdiğini, ahiretin tarlası hükmünde olan dünyaya seni gönderen Allah’ın (celle celâluhu), seni adeta bir ekinci olarak kullandığını ve ektiğin hiçbir tohumun boşa gidip çürümediğini ve ötede yığın yığın filiz verdiğini göreceksin. Evet, sen burada hayalen bu duyguların içine gir, yaşa, Cennette yaşıyor gibi olacaksın.