Cenâb-ı Hak, dış görünüşümüz kadar içimizde de bir derinlik lütfeylesin. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), اللَّهُمَّ اجْعَلْ سَرِيرَتِي خَيْرًا مِنْ عَلَانِيَتِي وَاجْعَلْ عَلَانِيَتِي صَالِحَةً“Allahım! İç âlemimi, ledünniyâtımı, Senin tecellîgâh-ı ilâhin olan kalbimi, sırrımı dışımdan daha hayırlı kıl. Dışımı da ıslah eyle!” buyurmaktadır.5 İç-dış bütünlüğünü temin edememiş, içiyle dışı arasında bir birlik kuramamış, dual yaşamadan kurtulamamış bir cemiyetin ilerleme adına atacağı her adım onu daha beter batıracaktır.
Müslüman bir toplum, prensiplerinde, hayat tarzı ve yaşayışında ilâhî olmalıdır, Allah’ın prensiplerine uymalı ve şunu kat’iyen bilmelidir: İnançsız bir toplum, Allah’ın prensiplerinin dışında da yükselebilir. İnanmadığı, bu sarayın erkânını bilmediği için inançsızın ilerlemesinde fen, felsefe ve bir kısım nazariyeler rol oynayabilir. Ve yine kat’iyen kalbinde zerre kadar iman taşıyan herkes bilmelidir ki, Müslümanların yükselme ve ilerlemesi sadece ve sadece, لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهِ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهِ كَثيراًۜ “Hakikaten, Allah’ın Resûlü’nde sizler için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çokça zikredenler için en mükemmel bir numune vardır.”6 ferman-ı sübhanîsiyle bize Muktedâ-yı Küll, Rehber-i Ekmel, İmam-ı Mutlak olarak tanıtılan Hazret-i Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) ittibaa bağlıdır. Zerre kadar bundan inhiraf edilse istenen neticeye ulaşılamaz. Ümmet-i Muhammed için neticeye giden yegâne yol, Hazret-i Muhammed’in yürüdüğü yerden geçer. Genciyle, ihtiyarıyla herkes bunu kat’iyen böyle bilmelidir.