İşte Cafer buydu! Ama yine de ordunun başında Cafer değil de Zeyd İbn Hârise vardı. Bu azatlı köleye herkes itaat etti ve dinledi. Hatta bir aralık, “Bu kadar düşman karşımıza çıkınca Efendimiz’e haber versek de sonra yapacağımızı yapsak.” diyenler oldu. O zaman Zeyd İbn Hârise öne atıldı ve dinleyip, itaat etmelerini söyledi ve “Ne olursa olsun Efendimiz bize geri gelin diye bir şey söylemedi. Öyleyse dayanacak ve burada hepimiz şehit olacağız!” dedi.
Mute’de üç kumandan şehit olmuştu. Ondan sonradır ki, Halid zuhur etti. Âdeta o ana kadar akan kanlar Halid’i yiyip bitiriyordu. Şimdi artık o konuşacaktı. Müslümanların ilelebet iftihar edecekleri Halid b. Velid’in Müslümanlığı kabullenmesinin üzerinden henüz birkaç ay geçmemişti ki, kendini bu çetinlerden çetin muharebenin ortasında buldu. Buldu ve savaşa iştirak için âdeta yanıp tutuşuyordu. Bazı meğâzî yazarlarına göre, Efendimiz önce Halid’in savaşa iştirakini istememiş, fakat sonra bu düşüncesinden vazgeçip izin vermişti.
Şimdi soralım, acaba Halid, Kur’ân’dan altmış gün içinde ne öğrenmişti? Efendimiz’i ne kadar tanımıştı? Tanımıştı ki, içtimaî mevkiine rağmen, kendinden evvelki zatların emrine girip çalışmış ve bilmeyerek kaderin kendi hakkındaki hükmünü beklemişti. Birinci kumandan şehit olduktan sonra sıra ile Cafer İbn Ebî Talib ve dili kadar kılıcı da keskin Abdullah İbn Revâha da şehit düşmüş ve peşi peşine cereyan eden hâdiseler âdeta, şanlı bir geleceğe namzet olan büyük kumandanın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştı.