İçeriğe geç

Bilhassa yüce bir davaya gönül vermiş olan mü’minler, Müslümanlığı alâkadar eden mevzularda, kat’iyen kendi başlarına hareket edemezler. Görüşürler, konuşurlar, meşveret ederler; gerekirse, meşveret söz kesen birine götürülür, iş onun tespitiyle bağlanır ve ondan sonra ortaya konan her ne ise, herkes o hususta itaat ve inkıyat eder. Haddizatında, meşveretle hareket eden bir ulü’l-emrin arkasındaki mü’minler onu kabullenme içinde Hakk’a itaat etmiş olurlar.

Evet, Hakk’ın hatırı için, Efendimiz’in beyanıyla “Saçları kıvırcık, üzüm gibi siyahi bir köle dahi olsa, dinleyin ve itaat edin.”2 ile anlatılan kimselere dahi itaat edeceğiz. Tarihî gelenekleri itibarıyla Kureyşli bir efendi için, siyahî bir köleye itaat mümkün değildi. Ama Efendimiz bütün cahiliye âdetlerini ortadan kaldırmak için gelmişti. Ve O’nun bu ifadeleri aynı zamanda; “İmam mutlaka Kureyş’den mi olacak, yoksa Habeşli bir köle de imam olabilir mi?” meselesini de beraberinde getirmişti. Demek ki Habeşli bir köle imam olabilecekti…

185