Bunlar, bir göz açıp kapayacak kadar dahi Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) muhalefet etmemişlerdir. Muhalefettense, yerin dibine girmeyi yeğlemişlerdir. Sonra da mü’minler bu türlü emirlere itaat ve inkıyat edeceklerdir. Aksine çok büyük hizmetler yapsalar da Allah Resûlü’ne muhalefetleri nispetinde inkıyat edilme hakkını kaybederler. Onun için, emir olma mutlaka itaati gerektirmez. Emir, emirliğinin yanında eğer Resûlullah’a sımsıkı bağlı ise ona da itaat edilir. Hem de ibadet neşvesi içinde.
Şimdi eğer mü’minler, yukarıdaki ölçülere uygun hareket etmiyorlarsa, bildikleri şer’î maslahatlar ve mecbur oldukları zaruretler vardır. Dine hizmet ve “i’lâ-yı kelimetullah” sulh olmayı, inkıyadı ve müsbet hareket etmeyi emrediyorsa, bütün dünya toplansa, onlara menfî hareketin en küçüğünü dahi yaptırtamaz.
İkincisi: İtaat dairesi çok geniş ve mütedahildir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyururlar ki: “Eğer bir yerde üç kişi bulunursa, bir tanesi onlara emîr olsun.” Üç kişinin birisi emîr olacak ve diğer iki kişi onu dinleyip ona itaat edecektir. Bir yolculuğa çıkarken, içlerinden biri emir seçilecek; oturma-kalkma, yatma-oturma, kalma-gitme, hareket etme veya durma, hepsi ona sorulacaktır. İşte, itaat dairesi ta buradan başlar!
Namaz bize itaati talim eder. Çünkü imam, “Yat!” der yatarız, “Kalk!” der kalkarız. Böylece bir askerin talim ve terbiye ile disipline edilişi gibi, namaz da temel hedefinin yanında bizi disipline eder. Esasen cemaatle namaz kılarken de söz dinlemeye alışırız.