Edep, eğer farzıyla, vacibiyle, sünnet ve müstehabıyla Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyeleri ve bize bıraktıkları en önemli miras da kendi nurlu yaşayışlarıysa, bizim de o edeple edeplenmemiz bir zaruret ve bir mecburiyettir. Tabiî ki, farzıyla edeplenmek farz; vacibiyle edeplenmek vacip; sünneti ile edeplenmek sünnet ve müstehabıyla edeplenmek de müstehaptır. Çünkü Allah (celle celâluhu) O’nu, bize hayatı öğretmesi için göndermiştir. Biz, yemenin, içmenin, yatmanın ve bütün fıtrî ihtiyaçlarımızı gidermenin edebini hep O’ndan öğrendik. Hekimlik açısından O’nun dediklerinin hikmet yönleri araştırılabilir ve bu tamamen ayrı ve müstakil bir konudur. Biz mevzuu dağıtmamak için, meselenin o yönüne hiç girmeyeceğiz. Burada üzerinde durduğumuz husus, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizlere her şeyin edebini talim ettiği hususudur.
Biz, bu edebe tam riayette bulunur, ferdî, ailevî ve cemiyet hayatımızı hep o edebe göre tanzim edersek, Kur’ân’ı hayatımıza hayat yapmış oluruz. Böylece de sorudaki “Kimlere ve nasıl edepli davranılır?” kısmı kendiliğinden cevaplanmış olur.
Sahabe, Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı çok saygılı ve çok edepliydi. O’nu dinlerlerken sanki başlarında kuş varmış da onu kaçırmak istemiyorlarmış gibi, bir hassasiyet ve titizlik içinde dinlerlerdi.12 O’nu tanıdıkça bu sevgiden kaynaklanan saygıları kökleşiyor ve bilme çapına göre de, saygıları derinlik kazanıyordu.