Ve netice herkesin malumu, 69 insan kütükte doğranır gibi doğrandı ve şehit oldu. İçlerinde Hz. Hamza (radıyallâhu anh) da vardı. Zaten yara almayan kalmamıştı. Bunlardan bir kısmı aldıkları yaranın ızdırabını bütün ömür boyu çektiler. Daha mühimi de İslâm’ın onurunun kırılmış olmasıydı. Bu, Müslümanlar adına alınan en büyük bir yaraydı.
Bütün bu olanlar, aslında, cemaatin lideri durumundaki insanı öfkelendirebilirdi. Normalde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu olanlara canı sıkılır ve hiddetlenebilirdi. Fakat derhal, Allah (celle celâluhu) O’nun geleceğe ait, böyle ihtimal dahilinde işleyebileceği bir hiddet emaresine dahi meydan vermeden, O’nu koruyor, muhafaza ediyor ve O’na şöyle diyordu:
“O vakit Allah’tan bir rahmet olarak onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et; (umuma ait) işlerde onlarla istişare et. Artık kararını verdiğin zaman da Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah tevekkül sahiplerini sever.”9
O öyle saygılı bir insandır ki, Cenâb-ı Hak da O’na böyle ifadelerle hitap etmektedir. Meselâ O’na: “Sen kaba ve öfkeli olma!” demiyor; “Eğer öfkeli ve katı kalbli olsaydın…” ki böyle değilsin, diyor.
Farzımuhal öyle olsaydın onlar senin etrafından dağılır giderlerdi. Onun için sen, onlara o muallâ edebine göre davran; haşin ve sert olma!..
Böylece Cenâb-ı Hak geleceğe ait bir günahın önüne geçiyor ve Habibi’ne günah işletmiyor. Bunu kim için yapıyor? Bir cemaati ilelebet temsil edecek Zât için yapıyor!. O da Kur’ân’ın emrine uymada öyle hassas davranıyor ki, ileride dahi olsa içine gelebilecek şeyler birden gönlünden zail olup gidiyor.