Birincisi: لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمٓا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا ayetinin, övülmeye tutkun, şöhrete müptela, methedilmeye düşkün, bencil nefs-i emmarenin kafasına tedip sillesi vuran bir sırrını,
İkincisi : أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ ayetinin, çirkin ve kendilerinden bahsedilmesi edebe aykırı görünen şeylerin güzel yönlerini gösteren bir sırrını,
Üçüncüsü : إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ ayetinin, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam) peygamberliğine dair ince fakat kuvvetli bir delilini gösteren bir sırrını tefsir eder.
On Dokuzuncu Söz
يٰسۤ وَالْقُرْاٰنِ الْحَكِيمِ إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ ayetinin ve yüzlerce ayetin en mühim hakikati olan Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam) peygamberliğini “On Dört Reşha” içinde on dört açık, parlak ve sağlam delille tefsir ve ispat eder. En inatçı düşmanı dahi susturur. Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam) peygamberliğini güneş gibi gösterir.
Yirminci Söz
İki Makamdır.
Birinci Makam : Bakara sûresinin başında: Hazreti Âdem’e meleklerin secdesi, bir ineğin kesilmesi ve taşlardan su çıkması hakkındaki üç mühim ayete dair şeytanın gayet müthiş üç şüphesini öyle bir tarzda reddedip çürütür ki, şeytanı ve şeytan gibi insanları perişan ederek böyle hilelerden vazgeçirir. Çünkü onlar, tenkit ve itirazlarıyla mucizelik parıltılarının kapısını açtırdılar. O üç ayetten üç mucizelik parıltısı göründü.
İkinci Makam : Peygamberlerin (aleyhimüsselam) mucizelerinin yüzünde parlayan bir Kur’an mucizesini gösterir. Peygamber mucizeleri
Dipnotlar
- “Yaptıklarından ötürü sevinen, öbür taraftan yapmadıkları işlerden dolayı övülmek isteyen kimselerin sakın azaptan yakayı kurtaracaklarını sanma!” (Âl-i İmran sûresi, 3/188)
- “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (Secde sûresi, 32/7)
- “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/31)
- “Yâ sîn, Hikmetli Kur’ana andolsun: Sen elbette gönderilen resûllerdensin.” (Yâsîn sûresi, 36/1-3)