İçeriğe geç
Sözler

İşte İsm-i Âzam’a mazhar, nübüvveti umumi ve Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerinin tecellilerine erişmiş Zât- Ahmediye (aleyhissalâtü vesselam) elbette bütün rubûbiyet daireleriyle alâkalıdır ve o dairelerde makam sahibi olan peygamberlerle görüşmek, bütün tabakalardan geçmek, elbette Mirac hakikatini gerektiriyor.

İkinci Temsil

Nasıl ki bir sultanın unvanlarından olan “başkumandan” unvanının, askeriyenin en üst ve en geniş dairesinden onbaşı rütbesi gibi küçük ve hususi bir daireye kadar her makamda bir tezahürü, bir cilvesi vardır. Mesela bir asker, o başkumandanlık unvanının tecellisini onbaşının şahsında görür, ona bakar, ondan emir alır. O asker onbaşı olduğunda çavuş dairesindeki kumandanlık cilvesi gözüne çarpar, ona bakar. Sonra çavuş olsa, o vakit kumandanlık unvanının cilvesini teğmen rütbesinde görür, zira o makamda da başkumandana ait bir iskemle bulunur. Ve bunun gibi; yüzbaşı, binbaşı, general, mareşal dairelerinin her birinde, dairelerin büyüklüğü ölçüsünde o kumandanlık unvanını görür.

Şimdi başkumandan, bir askere bütün askerî dairelerle alâkalı bir vazife vermek, onu bir müfettiş gibi her daireyi görüp hepsi tarafından görüleceği bir makama çıkarmak istese; elbette o askeri, onbaşı dairesinden ta kendi büyük dairesine kadar her tabakayı görmesi ve görülmesi için birer birer gezdirecektir. Sonra huzuruna kabul edip sohbetiyle şereflendirecek, nişan ve fermanlarla iltifatta bulunarak geldiği yere bir anda gönderecektir. Ancak temsilde şu noktayı nazara almak lâzım: Padişah eğer aciz değilse -görünüşte olduğu gibi, manevî yönden de iktidar sahibiyse- general, mareşal, teğmen gibi şahısları vekil yapmaz, her yerde bizzat bulunur. Bazı perdeler altında ve makam sahibi şahısların arkasında olsa da emri doğrudan doğruya o verir. Kâmil birer veli olan bazı padişahların birçok dairede icraatlarını farklı şahıslar suretinde yerine getirdikleri rivayet edilir. Temsil ile

687