İçeriğe geç
Sözler

baktığımız şu hakikatte ise her bir dairedeki emir ve hüküm, kendisinde acz olmadığından, doğrudan doğruya, bizzat başkumandandan geliyor. Her şey onun emri, iradesi ve kuvvetiyledir.

İşte şu temsildeki gibi, yerlerin ve göklerin Hâkim’inin, كُنْ فَيَكُونُ buyruğuna mâlik ve mutlak emir sahibi olan Ezel ve Ebed Sultanı’nın varlık tabakalarında tam bir itaat ve intizamla yerine getirilen emirleri ve kumandanlığının icraatı görülüyor. Hem zerrelerden gezegenlere, sineklerden göklere kadar bütün varlık tabakalarında ve türlerinde küçük-büyük, cüzî-küllî âlemleri ve toplulukları ayrı ayrı, fakat birbirine bakan bir tarzda idare eden birer rubûbiyet ve hâkimiyet dairesi görünüyor. Şimdi kâinattaki en yüce maksatları, en büyük neticeleri anlayacak bir zât, bütün tabakaların ayrı ayrı kulluk vazifelerini görüp Zât-ı Kibriyâ’nın rubûbiyet saltanatını, hâkimiyetinin haşmetini seyrederek O’nun rızasının ne olduğunu bilmek ve saltanatını ilan etmek için elbette o tabaka ve dairelere yolculuk yapacaktır. O’nun büyük dairesinin unvanı olan Arş-ı Âzam’ına ve Kâb-ı Kavseyn’e –yani imkânve vücub arasında Kâb-ı Kavseyn ile işaret edilen makama– girecek ve Celîl-i Zülcemâl Zât ile görüşecektir ki, işte bu, Mirac’ın hakikatidir. Her insan aklıyla hayal süratinde seyahat ettiği gibi.. her veli kalbiyle şimşek hızında dolaştığı gibi.. nuranî birer varlık olan her melek ruh çabukluğunda Arş’tan yeryüzüne, yeryüzünden Arş’a mesafeleri kat ettiği gibi.. cennet ehli olan insanların, haşirden beş yüz senelik mesafedeki cennete Burak süratinde çıkmaları gibi.. nur ve nur kabiliyetindeki evliyanın kalblerinden daha latif, ölülerin ruhlarından ve meleklerden daha hafif, yıldız gibi nuranî ve misalî bedenlerden daha zarif olan Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) yüksek, pak ruhuyla

688