İçeriğe geç

zannedilen varlığın başka bir âleme namzet olduğunu ve fâniliğini hatırlatır. Vefalı zannedilen bazı vefasızların darbesiyle, müellifin alâkadar olduğu hiçbir şeyin kalbin alâkasına değmediğini görerek bir sığınak, bir dayanak noktası araması neticesinde, Kur’an-ı Hakîm’in lisanından çıkan لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ mukaddes fermanının imdada yetişip kâinatta sebeplerin ve bu asrın yolunu şaşırtan tabiat bataklığının hiçliğini ve asılsız bir küfür kuruntusu olduğunu ona gösterdiğini anlatır. Baştan başa hakikat olan bir-iki temsille zerrelerden güneşe, felekten meleklere, sinekten balığa, hayalden hayata kadar her şey tasarrufu altında ve kuşatıcı ilminde bulunan bir Kadîr-i Ezelî’nin varlığının vacip oluşunu ispat edip iman nuruna kuvvetli bir ümit kapısı açar.

On İkinci Ümit ....................................................................................... 337

Rahmetullahi aleyh Abdurrahman’ın vefatı üzerine,

كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

kutsî ayetinin sırrıyla, يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي.. يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي hakikatiyle ve

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

ayetinin tesellisiyle, inayetinin bir tek cilvesi bütün dünyanın yerini tutan ve nurunun bir tek cilvesi bütün karanlıkları yok eden Bâkî-i Zülcelâl’in, Sermedî-i Zülkemâl’in, Rahîm-i Zülcemâl’in teveccühünün bâki olduğunu ve her şeye yettiğini bildirir. Gidenlerin O’nun ebedî mülküne gittiğini, yerlerine aynılarının gönderildiğini ve gönderileceğini açık bir hakikatle gösterip çoğunlukla ayrılık ve hasrete maruz kalan ihtiyarların yüzlerini Bâki-i Zülcelâl’e çeviren, karanlığı nura döndüren, kalblere iman nuru bahşeden lamba misali bir ümittir.

559