ahirette kurtuluş sahiline çıkaracak olan Rabbanî bir gemide hizmet ettirildiğiniz için ihlâsa, ittifaka samimiyetle sarılmalısınız, omuz omuza vermelisiniz diye emreder.
Üçüncü Düstur ....................................................................................... 234
Hem birkaç misal ile ihlâsın mühim bir sırrını izah eder, hem de İmam Ali (radiyallâhu anh) ve Şah-ı Geylânî (kaddesallâhu sirrahu) gibi kutsî, harika kahramanların, Nur Talebelerinin başında üstad ve arkasında yardımcı olarak her vakit hazır bulunmalarının bir hikmetini bildirir.
Dördüncü Düstur ................................................................................. 235
Kardeşler arasında “tefânî”, yani “kardeşin kardeşte fâni olması” esasını yerleştirir.
İhlâsı kuvvetlendiren vasıtalardan birinin “rabıta-yı mevt” yani ölümü hiç akıldan çıkarmamak olduğunu, onu zedeleyen sebeplerin ise “riya ile hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya dalıp emellerinin peşinden gitmek” gibi yasaklanmış hasletler olduğunu bildirir.
İhlâsı kazanmanın ikinci vesilesi, daima Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda olduğunu düşünmektir, der. Bu şekilde hem riyadan kurtulmanın çaresini hem de kazanılan ihlâsta çok mertebe bulunduğunu gösterir.
Daha sonra, ihlâsı kıran, ona mâni olan üç sebepten birincisinin “maddî menfaatler” olduğunu beyan eder. Ahirete ait amellerdeki ortaklıkta çok büyük menfaat bulunduğunu, bu uhrevî kazancın dünyevî ortakların kazançları gibi olmadığını, eksilip bölünmeden, noksansız olarak, Allah’ın fazlı ile biriken sevap ve neticelerin bir mislinin, o amele iştirak eden fertlerin her birinin amel defterine aynen gireceğini bildirir. Rekabet ve ihlâssızlıkla bu kazancın kaçırılmamasını tavsiye eder.
Mânilerin ikincisi, ihlâsı kıran, çok mühim bir ruh hastalığı olan ve gizli şirke yol açan, insanların alâkasını kazanmak ve dikkatleri kendine çekerek benliği okşamaktır, der. Bundan şiddetle kaçınmayı ve bu gibi hastalıklara kıymet verilmemesini, üzerinde önemle durarak emreder.
Üçüncü mâni olarak da “korku ve açgözlülük” yüzünden gelecek zararlarla ihlâsın kırılmasını sayar. Bu hususta Hücûmât-ı Sitte’de