bağdaşır?” sorusuna gayet merak uyandırıcı, mantıklı ve kesin bir cevaptır. Bununla beraber, “Dalâlette o kadar dehşetli bir elem ve korku var ki, kâfirin değil hayatından lezzet alması, belki hiç yaşamaması gerekirken, hayatta kendini müminlerden daha mesut görmesinin sırrı nedir?” sorusuna gayet güzel bir temsille tam ikna edici bir cevap verir.
Dokuzuncu İşaret ................................................................................. 126
“Başta peygamberler ve onların başında Fahr-i Âlem (sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) olmak üzere Allah yolundaki hidayet ehli Cenâb-ı Hakk’ın o kadar inayetine ve yardımına mazhar oldukları halde neden çok defa şeytanın taraftarı dalâlet ehli karşısında mağlup düşmüştür? Hâtemü’l-Enbiya’nın (aleyhissalâtü vesselam) güneş gibi parlak peygamberliğinin yakınında, Medine’de bulunan münafıkların dalâlette ısrarlarının ve hidayete ermemelerinin sebebi, hikmeti nedir?” sorularına herkesi alâkadar eden güzel ve kuvvetli bir cevaptır.
Onuncu İşaret ........................................................................................ 128
Şeytanın, ona uyanlara kendisini inkâr ettirmek şeklindeki hilesinin maskesini yırtarak pis ve tiksinti verici yüzünü gösterir ve onun varlığını ispat eder.
On Birinci İşaret ................................................................................... 130
Kur’an-ı Hakîm’in, dalâlet yolundakilerin işledikleri şerlerden dolayı kâinatın öfkelendiğini, toprak, hava, ateş, su gibi unsurların hiddetlendiğini ve bütün varlıkların mânen kızdığını mucizevî bir şekilde ifade etmesine dair merak uyandıran bir işarettir.
On İkinci İşaret ..................................................................................... 131
Şu dört soruya gayet kısa ve kuvvetli dört cevaptır.
Birinci soru: “Sınırlı bir hayatta, sınırlı günahlara karşılık sonsuz bir azap ve cehennem cezası nasıl adalet olabilir?”
İkinci soru: “Şeriatta denilmiştir ki: ‘Cehennem amelin karşılığı, cennet ise Cenâb-ı Hakk’ın lütfu ve ihsanıdır.’ Bunun hikmeti nedir?”