İçeriğe geç

günden, belki saatten ibarettir; geçmişi ve geleceği yoktur, ölüdür. Kalbin varlık dairesi ve hayatı, içinde bulunduğu günden çok öncesine ve günler sonrasına kadar geniştir. Ruhun hayat ve varlık dairesi ise içinde bulunduğu günün senelerce öncesinden senelerce sonrasına kadar uzanan büyük bir dairedir.

İşte insanın bu kabiliyetlerinden dolayı, kalbî ve ruhî hayatla alâkalı olan ilahî marifet, Cenâb-ı Hakk’a muhabbet, kulluk ve O’nun rızası sayesinde bu dünyadaki fâni ömür, bâki ve ebedî bir ömrü içinde taşır, onu netice verir ve sonsuz bir hayat hükmüne geçer.

Evet, gerçek Bâki olan Cenâb-ı Hakk’ı sevme, tanıma ve O’nun rızası yolunda geçen bir saniye, bir senedir. Belki bazen O’nun yolunda bir saniye pek çok sene, hatta sonsuz hükmünü alır. Eğer O’nun yolunda olmazsa, bir sene, bir saniye gibidir; gaflet ehlinin yüz senesi bir saniye hükmüne geçer.

Şöyle meşhur bir söz var: سِنَةُ الْفِرَاقِ سَنَةٌ وَسَنَةُ الْوِصَالِ سِنَةٌ Yani: “Ayrılığın bir saniyesi bir sene kadar uzun, kavuşmanın bir senesiyse bir saniye kadar kısadır.” Ben bu sözün tamamen aksine diyorum ki:

Kavuşma, yani Bâki-i Zülcelâl’in rızası dairesinde, O’nun için bir saniye beraberlik, değil bir sene, belki sonsuz bir kavuşma penceresidir. Gaflet ve dalâlet ayrılığı içinde ise sadece bir sene değil, belki bin sene bir saniye hükmündedir. O sözden daha meşhur şöyle bir söz var, hükmümüzü doğruluyor:

أَرْضُ الْفَلَاةِ مَعَ الْأَعْدَاءِ فِنْجَانٌ سَمُّ الْخِيَاطِ مَعَ الْأَحْبَابِ مَيْدَانٌ

Bir önceki meşhur sözün asıl mânâlarından biri şudur: Fâni varlıkların beraberliği madem geçicidir, ne kadar uzun da olsa yine kısa sayılır. Bir senesi bir saniye gibi geçer, hasret dolu bir hayal ve kederli bir rüya olur. İnsanın sonsuzluğu isteyen kalbi, bir senelik beraberlikten yalnız bir saniyecikte bir zerre kadar zevk alabilir. Ayrılığın ise saniyesi bir sene değil, seneler gibidir. Çünkü onun meydanı geniştir. Bekâyı isteyen bir kalbde ayrılık bir saniye de olsa, seneler kadar tahribat

42