İçeriğe geç

İşte bu Lem’ada beş “nükte” var.

Birinci Nükte

Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselam) vücudundaki yaralara karşılık bizim iç dünyamızda, ruhumuzda ve kalbimizde hastalıklar vardır. İçimiz dışa, dışımız içe bir çevrilse Hazreti Eyyûb’dan daha yaralı ve hastalıklı olduğumuz görünecek. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe kalbimizde ve ruhumuzda yaralar açar.

Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselam) yaraları kısacık dünya hayatını tehdit ediyordu. Bizim manevî yaralarımız ise sonu olmayan ebedî hayatımızı tehdit ediyor. Hazreti Eyyûb’un o yakarışına, o hazretten bin defa daha muhtacız.

Bilhassa, nasıl ki Hazreti Eyyûb’un yaralarından üreyen kurtlar, kalbine ve diline ilişmiş. Aynen öyle de, günahların bizde açtığı yaralar ve o yaralardan doğan vesveseler, şüpheler –Allah korusun– imanın makamı olan kalbimizin özüne dokunup onu zedeler ve imanın tercümanı olan dilimizin aldığı ruhanî zevki bozarak bizi zikirden nefret ettirip uzaklaştırır, susturur.

Evet, günah kalbe işleyip kararta kararta iman nurunu çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Her bir günahta küfre giden bir yol var. O günah tevbe ile çabuk temizlenmezse kurt değil, belki küçük bir manevî yılan haline gelerek kalbi ısırır.

Mesela, kendisini utandıracak bir günahı gizlice işleyen bir insan, başkasının bunu bilmesinden çok mahcup olduğu zaman, meleklerin ve ruhanilerin varlığı ona çok ağır gelir. Küçük bir işareti bahane sayıp onları inkâr etmek ister.

Hem mesela, cehennem azabını netice verecek büyük bir günahı işleyen insan, cehennem tehditlerini işittikçe tevbe ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla cehennemin yokluğunu dilediğinden, küçük bir emare ve şüphe ona cehennemi inkâr etmek için cesaret verir.

30