Sağlam Duruş ve Düşen Maskeler

Herkul | . | KIRIK TESTI

İndir:     mp3     

Sesli dinlemek icin TIKLAYINIZ

Yaşanan her sıkıntı ve ızdırap bir ferahlığa gebedir. Ne var ki haml müddetine tahammül etmeniz gerekir. Nur topu gibi bir evlâda sahip olmak, onu bağrınıza basmak istiyorsanız, öncesinde maruz kalacağınız sıkıntıları göze almalı ve sabırla karşılayabilmelisiniz. Bu elbette kolay değildir. Ama sonrasında öyle bir sevinç yaşarsınız ki sanki daha önce o sıkıntıları hiç çekmemiş gibi olursunuz. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla, yaşanan sıkıntılar zeval bulduktan sonra, acıları gider lezzetleri kalır.

Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatta çekilen sıkıntılar da aynen böyledir. “Bi kadri’l-keddi tüktesebü’l-meâlî” sözünde de ifade edildiği gibi, çekilen sıkıntının nispeti ölçüsünde yüce makamlar, güzellikler elde edilir. Kur’ân-ı Kerim, إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا “Her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık da vardır.” (İnşirah sûresi, 94/6) âyetiyle bu hakikati ifade eder. Hatta musibet ve sıkıntılar ne kadar şiddetli gelirse, onlardan sonra gelen kolaylıklar, ferahlıklar, rahatlamalar da o ölçüde çaplı, derinlikli ve çok boyutlu olur. Size öyle bir inşirah yaşatır ki çocuğunu dünyaya getiren anne misali, çektiğiniz bütün sıkıntıları unutuverir; Allah’tan gelen lütuf ve nimetler karşısında hamd ve şükür duygularıyla gerilirsiniz.

Bugüne kadar nice peygamberler ve onların sadık takipçileri, sırf kavimlerini hak ve hakikate çağırdıkları için türlü türlü hakaretlere, eziyet ve işkencelere maruz kaldılar. Mesela Hz. Mesih’in dava ve misyonunu devam ettiren insanlar için çarmıhlar kuruldu, içi ateş dolu hendekler kazıldı. Hem de sırf kendi dönemlerinde yaşayan bir kısım zorba ve zalimlerle aynı inancı, aynı düşünceyi, aynı hayat felsefesini ve aynı dünya görüşünü paylaşmadıkları için. Fakat onlar kendilerine reva görülen her tür kötülük karşısında dişlerini sıkıp sabrettiler, yürüdükleri yoldan dönmediler. Üstlendikleri misyonu hakkıyla yerine getirdiler. Ciddi bir ihlas ve samimiyet şuuruyla, bakir topraklara saçabildikleri kadar tohumlar saçtılar. Yaşatma felsefesini esas almış bu adanmışlar kendilerini düşünmediler. Her tür zorluk ve sıkıntıyı göğüslediler. Bunun neticesinde, arkalarındakilere çok güzellikler emanet ederek bu fani âlemden göçtüler.

Her dönemin Firavunları, Nemrutları, Dakyanusları olacaktır. Sürekli yol ve yöntem değiştiren ehl-i nifak, inanmış gönüllerin kuyusunu kazmak, onları musibetler sarmalı içine çekip işlerini bitirmek için her yola başvuracaktır. Şayet biz, başımıza gelen belâ ve musibetlere aldırmadan gönül verdiğimiz hakikatleri ihlâs ve samimiyetle tüm insanlığa duyurma istikametinde gayret sarf etmeyi sürdürürsek, Allah bizi buna muvaffak kılacaktır. Zira O, kendi yolunda yürüyenleri hiç yüzüstü bırakmamıştır. Hatta attığımız tohumların hasadını yapma beklentisine bile girmemeliyiz. Biz tohum atalım, attığımız tohumların tımarını yapalım ama onları kim hasat ederse etsin, kim ambara taşırsa taşısın.. umurumuzda olmasın.

Bizim asıl odaklanmamız gereken nokta, yürüdüğümüz yolun, Kur’ân’ın ruhuna, Efendimiz’in sünnetine uygun olup olmamasıdır. Şayet yaptığımız işler Allah’ın rızasına uygunsa, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm bunlardan hoşnutsa, zalim, fasık ve münafıklar tarafından göreceğimiz tazyiklere aldırmamalıyız. Durduğumuz yerde dimdik durmalı, dişimizi sıkıp sabretmeli ve dağınıklığa düşmeden asıl vazifemize odaklanmalıyız. Dahası, bütün hayatlarını dünyevî çıkarlara bağlamış insanlar tarafından hakarete, eziyete ve zulme uğramayı, Allah’ın bir teveccüh ve iltifatı kabul etmeli onlarla farklı taraflarda olduğumuza şükredip yolumuza devam etmeliyiz. Demek Allah sizi seviyor ki bu türlü insanlarla sizi imtihan ediyor. Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde, يُبْتَلَى الرَّجُلُ عَلَى قَدْرِ دِينِهِ “İnsan, dininin gücü nispetinde belâlara maruz kalır.” buyuruyor. Hadisin başında belâların en şiddetlisine nebilerin, sonra da derecesine göre onların yolunda giden, adım adım onları takip eden kimselerin maruz kalacağını ifade buyuruyor devamında da insanın dininin gücü nispetinde imtihana maruz kalacağı ifade ediliyor, devamında da insanın dininin gücü nispetinde imtihana maruz kalacağı ifade ediliyor. (Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23)

Evet, kötülük yapmayı tabiat hâline getiren bir kısım zalim ve zorbalar yürüdüğünüz yolda sizi rahat bırakmayacaktır. Bazen itibarınızla oynayacak, bazen ölümle tehdit edecek, bazen de eziyet ve işkencelerle sizi korkutmaya, sindirmeye ve yolunuzdan döndürmeye çalışacaklardır. Bu arada bağışıklık sistemi zayıf olan bazı kişiler, küçük bir tazyik karşısında cephe değiştirecektir. Bir kısım geçici dünyalıklara peylenen, makam ve pâyelere aldanan kimseler olacaktır. Gücün yanında yer almayı tercih eden bazı dostlarınız en kritik dönemde sizi yalnız bırakacaktır. Vefa beklediğiniz yerde ihanet göreceksiniz. Ne var ki bütün bunlar size çevrenizdeki insanları gerçek karakterleriyle tanıma imkânı verecek. Vefalıyla vefasız, mü’min ve münafık birbirinden ayrılacak. İnsanların gerçek değerini öğreneceksiniz.

Allah’ın, insanları iç dünyalarıyla, aslî mahiyetleriyle size göstermesi, O’nun size büyük bir lütfudur. Bolluk ve rahatlık zamanlarında insanları gerçek karakterleriyle tanıyamazsınız. İman ve Kur’ân davası ancak fedakâr, samimi, sabırlı ve yılmaz insanlarla götürülür. Zayıf karakterlere büyük davalar emanet edilemez. Yunus’un ifadesiyle, bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var. İşte Cenâb-ı Hak bu tür zor dönemlerde, girdiğiniz yolu birlikte yürüyemeyeceğiniz, bu uzun yolculukta size refakat edemeyecek insanları kendilerine has kabiliyet ve donanımlarıyla, resim ve karakterleriyle size gösterir ve onlara karşı dikkatli olmanız gerektiği mesajını verir. İbn-i Selülleri deşifre ederek onlara karşı sizi ikaz eder. Siz de normal zamanlarda kucak dolusu paralar dökseniz yine de tanıyamayacağınız insanları bu zor dönemlerde tanımış; dolayısıyla da çıktığınız uzun yolu kimlerle yürüyebileceğinizi, kimlerle yürüyemeyeceğinizi öğrenmiş olursunuz.

Gerçi biz, herkes hakkında hüsnüzan etmekle memuruz. Bize teveccüh eden herkese bağrımızı açmak, af dileyen herkesi affetmek, herkese insanca davranmak, bize bir adım yaklaşana iki adımla yaklaşmak bizim temel karakterimizdir. Dolayısıyla gelecekte bunlara da bağrımızı açar, tebessüm sadakamızdan bunları da mahrum etmeyiz. Zira mü’min, civanmert, centilmen ve âlicenap insandır. Aldansa da kimseyi aldatmaz. Kin, intikam ve rövanş duygularıyla hareket etmez. Ancak bir kere dönmüş insanlara karşı tekrar döneklik yapabilecekleri ihtimaline binaen ihtiyat ve tedbiri de asla elden bırakmaz. Onların, yürünen uzun yolda güzergâh emniyetini ihlâl etmelerine bir daha fırsat vermez. Zira inanmış bir insan, bir kere sokulduğu delikten tekrar sokulmaz. Aynı kişiler tarafından tekrar aldatılmama adına alınması gereken bütün önlemleri alır. Suret-i haktan görünen münafık karakterli kişilerin kendisini idlal ve ifsat etmesine fırsat vermez.

Hülâsa, herkes karakterinin gereğini sergiler. Kin ve nefretlerine yenik düşmüş, haset ve iğbirar hastalığından kurtulamamış, şeytanın dürtüleriyle hareket eden zavallılar, peygamber yolunda yürüyen insanları vazgeçirmek için akla hayale gelmedik entrikalar planlayacaklardır. Onların bu saldırıları karşısında bize düşen, “bünyân-ı mersus” gibi birbirimize kenetlenerek tam bir vifak ve ittifak içerisinde hareket etmektir. Öyle ki elli tane müfsit cereyan bizi birbirimizden koparmaya çalışsa yine de koparamamalı.

Ayrıca maruz kaldığımız sıkıntı ve meşakkatler karşısında asla sarsılmamalı, paniklememeliyiz. Şurası iyi bilinmelidir ki dünyanın bütün şeytanları toplansa dahi Allah’ın izni olmadan bize zarar veremez, bizi yürüdüğümüz yoldan alıkoyamaz. O halde paniklemeye, ümitsizliğe düşmeye ve korkmaya gerek yok.  Bilakis yürekli olmalı, ümidimizi korumalı hatta çevremizdeki herkese ümit kaynağı olmalıyız. Bunun yanı sıra Allah’ın önümüze açtığı imkân ve fırsatları çok iyi değerlendirmeye çalışmalıyız. Gerekirse çarşıda pazarda demircilik yapmalı, ayakkabı boyamalı, örgü örmeli ve tüm kalbimizle doğruluğuna inandığımız iman ve Kur’ân davasını devam ettirmeliyiz. Eğer yürüdüğümüz yol yanlış ise zaten şimdiye kadar yaptıklarımızın hesabını Allah’a veremeyiz. Ama yol doğru da biz inhiraf içindeysek, Allah’ın bir lütfu olarak sevk edildiğimiz bu yoldan sağa sola savruluyor veya gerisin geriye dönüyorsak, bu takdirde bunun da hesabını veremez, üstelik -Allah korusun- “dönekler” olarak tarihe geçeriz.