İçindekiler
Soru: Bugünkü Batı medeniyeti genel itibariyle akıl ve madde etrafında temerküz etmiş gibi görünüyor. Böyle bir kültür ortamında neşet etmiş insanlara dinî hakikatler nasıl anlatılabilir?
Cevap: Kültür kaynakları ve temel eğitim felsefeleri açısından düşünüldüğünde, insana bakışımızı, medeniyet telâkkimizi ve manevî değerlerimizi Batılı ülkelere anlatmanın çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Öyle bir medeniyet düşünün ki hayat felsefesi, dünya görüşü ve bilim anlayışı büyük ölçüde materyalizm ve natüralizm üzerine tesis edilmiş. İslâm medeniyetinde ise mükellefiyetin önemli bir şartı olarak akla önem verilse de bunun yanında ruha vurgu yapılır, kalb öne çıkarılır, iç dünyaya ait ihsas ve ihtisaslar üzerinde durulur, en büyük hakikatlere dair en önemli bilgi kaynağı olarak vahyin rehberliğine itimat edilir. Akıl, problemleri çözmede tek araç olarak görülmez. Bu açıdan Batılıların bizim temel değerlerimizi anlamalarının, onlara kapılarını ardına kadar açmalarının ve hele hele inanç ve anlayışlarını değiştirmelerinin çok kolay olmayacağını söylemek mümkündür.
Arayışla Temsilin Örtüşmesi
Bununla birlikte bizim açımızdan ileride önemli bir fırsat ve avantaj olabileceğine inandığım bir hususu arz etmek istiyorum. Günümüzde özellikle olaylara tarafsız, objektif ve insaf gözlüğüyle bakabilen kimseler Batı’nın uzun yıllardır sıkı sıkıya sarıldığı ideoloji ve felsefelerin insanlık için çok fazla bir anlam ifade etmediğini; şahsî, ailevî ve içtimai pek çok problemlere yol açtığını görmeye başladılar. Salt beşerî ve felsefi sistemler; terbiye, eğitim, psikoloji, aile gibi alanlarda insanları teselli edici geçici bir kısım faydalar sağlasalar da uzun vadede bunların birçok olumsuz etkileri oldu. Hristiyanlık da onların derdine yeterince çare olamadı. Çünkü Hristiyanlık, toplum hayatının düzenlenmesiyle alakalı hüküm mahiyetinde net kural ve kaideler ortaya koymuyor. Bütün bunlar da onları bir arayışa sevk etti. Günümüzde yaşanan ferdî bir kısım ihtidaların arkasında böyle bir arayışın olduğu söylenebilir.
Kanaat-i âcizanemce gelecekte bu arayış daha da hızlanacak ve daha çok insan tarafından dillendirilecektir. Hatta Batı medeniyetini ayakta tutan dinamiklere ve insanlığın genel ahvaline bakacak olursak şunu söyleyebiliriz: Özellikle önümüzdeki yıllarda Batılı ülkeler ciddi bunalımlar yaşayacak görünüyor. Bu durum onları daha derin arayışlara sevk edecektir. İşte böyle bir zamanda şayet bizler inandığımız değerleri çok iyi temsil edebilir, imrendirici yönüyle sergileyebilir, ikna edici ve makul bir tarzda sunabilirsek onları kabul etmelerinin önündeki engelleri büyük ölçüde kaldırmış olacağız. Yani onlar bir arayışa geçtiği zaman önlerinde bir alternatif görürlerse, onların talebiyle bizim arzumuz örtüşürse kendimizi ifade etme imkânı bulmuş oluruz.
Bununla birlikte şunu da belirtmek gerekir ki kriz ve bunalımlar her zaman insanlığı iyi ve güzele götürmeyebilir. Böyle zor bir dönemde insanlık tutunabileceği bir dal bulamazsa, bu sefer içinde bulunduğu bunalımdan kurtulayım derken daha derin bunalımlara sürüklenebilir. Çare olacağı zannıyla bâtıl bazı cereyanlara kapılabilir, sakat bir kısım anlayışları benimseyebilir. Mesela insanlık bir dönem kapitalizmin toplumda açtığı yaraları çok iyi görmüş ama çare diye bu sefer de komünizme yapışmıştır. Türkiye bile böyle bir akıntıya kapılmaktan kıl payı kurtulmuştur. Karl Marx, Das Kapital’i yazmış, burada bir manifesto ortaya koymuş, bu manifestoda insanlığa bir kurtuluş vaat etmiş ve bunalıma giren insanlar da kurtuluş ümidiyle böyle bir yola girmişlerdir.
Bu örnek de göstermektedir ki insanlar hummalı bir arayışa girdikleri bir dönemde, karşılarında beklentilerine cevap veren ve onlar için ümit vaat eden bir çıkış yolu gördüklerinde ona yönelmekte tereddüt etmezler. Hele bizim evrensel değerlerimizin mükemmel bir temsili, insanlık için ideal bir kurtuluş yolu olarak görülecektir. Ancak göz doldurucu bir temsil ve sunumla karşılaşmadıkları takdirde, arama hezeyanı içinde olan insanlar farklı yerlere savrulabilir ve dünyanın başına yeni gaileler açabilirler.
Çıkılan Yolda Sabitkadem Olabilme
Günümüz insanları, dünyada önemli değişim ve dönüşümlerin yaşandığı, yaşanacağı bir zamana tanıklık ediyor. Önümüzde zorlu yıllar, uzun zamanlar olacak. Kimsenin ümidini kırmak istemem. Fakat şunu söylemeden de geçemeyeceğim: Geçmişten tevarüs ettiğimiz ruh ve mana köklerimizle alâkalı değerleri insanlığa sunma noktasında henüz işin elifbâsındayız, daha ebced’e çıkamadık. Müslümanlar olarak hem kendi kurtuluşumuza hem de başkalarının kurtuluşuna vesile olacak ve böylece dünyayı yeni gaileler sarmalından kurtaracak parlak bir görüntümüz, göz alıcı bir temsilimiz yok. Gerçi ümit vaat edici gelişmelerin, oluşumların meydana geldiğini söyleyebiliriz. Fakat bu kıvamın korunup korunamayacağını, ahde vefa gösterilip gösterilmeyeceğini (verilen sözün tutulup tutulmayacağını) bilemiyoruz.
Allah muhafaza, güzel niyetlerle, yüksek gaye-i hayallerle yola çıkar da yolun sonunda gevşeyebiliriz. Yumuşak döşekler bizi esir alabilir. Sıcak yuvalar, çoluk çocuk sevgisi bizi felç edebilir. Dünyanın cazibedar güzellikleri kolumuzu kanadımızı kırabilir. Üstad Hazretlerinin Hücümat-ı Sitte risalesinde ele aldığı virüsler mefkûremizi unutturabilir. Bizim açımızdan önemli olan şey, çıktığımız yolda yolun sonuna kadar yol erkânına riayet etmektir. Şayet kıvam korunabilir ve uygun mevsimler kollanıp dünyanın her tarafına tohum saçılabilirse, bugün henüz topraktan yeni yeni başını çıkaran rüşeymler Allah’ın izni ve inayetiyle mevsimi gelince başağa yürüyecektir.
Hristiyanlığın Tasaffisi
Bilemiyoruz, önümüzdeki yıllarda şartlar ve ihtiyaçlar, Hıristiyanların -Hz. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla- bir tasaffi sürecine girmesine vesile olabilir. Zamanla dinde saflaşmaya, safvet-i asliyelerine dönmeye, Hz. Mesih’in sunduğu mesajı kendi semaviliği içinde kabul etmeye doğru yol alabilirler. Bu konuda bize düşen vazife, yumuşak üsluptan ayrılmamak, kimsenin akidesindeki yanlışlara ilişmemek, ortak paydalardan hareket etmek, sürekli onlarla aramızda yeni diyalog köprüleri kurmak ve yapabiliyorsak bir kısım hakikatleri bulmaları noktasında onlara yardımcı olmaktır. Teslis inancı gibi akidemize aykırı konularda bile insafsızca onların üzerine yürümek ve böylece onları küstürmek yerine, konuyla ilgili makul izahlar ortaya koymak ve uygun mahmiller bulmak suretiyle onlara bir ip uzatabilir, onların bu işin içinden, Hz. Mesih’in (aleyhisselam) mesajıyla Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mesajı arasındaki uyumu yakalamalarına yardımcı olabiliriz.
Bizler, bize ait meseleleri sunarken, muhataplarımızın genel durumlarını mutlaka göz önünde bulundurmak zorundayız. Bu da onları inanç ve kültür dünyaları itibarıyla yakından tanımayı ve hatta onların dilleriyle konuşmayı gerektirir. İllaki Eski ve Yeni Ahid’i baştan sona bilmemize, öğrenmemize gerek yok. Onlara yakın durduğumuz, beraber oturup kalktığımız takdirde onların değer atfettikleri temel değerleri öğrenme imkânı bulabiliriz. Onları dinleyerek, ruhî hayatlarını yaşadıkları yerleri görerek inançlarını, hassasiyetlerini keşfedebilir, yürünecek yol adına çok anlamlı ve faydalı tespitler yapabiliriz. Esasen onlara bu ölçüde yakın durur, gerekirse evlerimize alır, beraber yer içersek bir şey anlatmamıza bile gerek kalmaz. Zaten bizim tavır ve davranışlarımızdan okumaları gerekli olan şeyleri okurlar.
Dine ait meselelerin bizcesini ortaya koymak tek başına yeterli değildir. Önemli olan, ortaya koyacağımız makul izahlarla insanların kendilerine has düşüncelerini şekillendirmelerine, yeni terkip ve tahlillere girmelerine yardımcı olmaktır. Bir taraftan onların fikirlerinden istifade etmesini bilmeli ve onların inanç ve itikatlarındaki dane-i hakikatleri değerlendirmeli, diğer yandan da onların düşünce dünyalarına öyle güzellikler akıtmalıyız ki onlar farkına varmasalar bile bu düşünce halitasından istifade etsinler. Bugüne kadar bazı katı kimselerin yaptığı gibi müsamahasızca saldırılardan vazgeçilir, onların değerleri de dinlenir ve hak olan tarafları üzerinde mutabakat sağlanır ve doğru adımlar atılırsa bize ait değerlerin kabul görmesi sağlanabilir.
Kısacası, siz onlara karşı insaflı olursanız, onları da insafa getirirsiniz. Onların değerlerine itibar ederseniz, değerlerinizin itibar görmesinin yolunu açmış olursunuz. Samimi davranır, şeffaf olur ve güven vaat ederseniz gönül kapıları size açılır. Bu konuda özel bir irade ve gayretten bahsetmiyorum. Tabiatımız icabı tavır ve davranışlarımız güven verici olmalı. Sizin meselelere makul yaklaşımınız ve objektif duruşunuz en azından onların değerlerinize önyargısız bir şekilde bakmasına ve şartlanmışlıktan kurtulmasına vesile olur. İşte bu takdirde insanların birbirinden karşılıklı istifade etme yolu açılmış olur ki, bilemeyiz, Allah Teâlâ bu sayede onları bir saflaşmaya götürebilir.
