İçeriğe geç

Zekât, İslâm’ın rükünlerinden önemli bir ibadettir. Malının zekâtını veren kul, Allah’ın emirlerine imtisal etmiş, O’na itaatini ortaya koymuş ve aynı zamanda mükellefiyetini de eda etmiş demektir. Bunun neticesi olarak o, dünyada malında berekete, ukbada da ilâhî mükâfata nail olacaktır.

Ancak bu para veya mal verme ameliyesinin ibadet olabilmesi için, verenin, Allah rızası için zekât niyetiyle vermesi, zekâtın asgarî oranlarını gözetmesi ve zekâtını Kur’ân’da tayin edilen yerlere vermesi/ulaştırması gerekir. Bütün bunlara riayet edildiğinde zekât ibadeti yerine getirilmiş olur.

Bu yönüyle zekât, başka bazı şartlar ve kıstaslarla fertlerin vermekle mükellef tutuldukları vergilerden farklılık arz eder. Neticede her iki durumda da halktan para veya mal toplanması itibarıyla aralarında bir kısım benzerlikler bulunsa bile, aralarında önemli farklılıklar olduğu da muhakkaktır. Bir kere zekâtta kaynağın kudsiyeti söz konusudur. Zira onu emreden Allah’tır. Cenab-ı Allah’ın isteği doğrultusunda malından infakta bulunan kimse, itaatinin neticesi olarak uhrevî mükâfata hak kazanmış ve Allah’a yaklaşmış olacaktır.

184 ﴿سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ﴾“Bir gece vakti ‘kulunu’ Mescid-i Haram’dan, etrafına bereketler yağdırdığımız Mescid-i Aksâ’ya seyr ü sefer ettiren Zât-ı Ecell ü A’lâ’nın şanı ne yücedir! Ona orada bazı âyetlerimizi gösterdik. O işitir, görür.” (İsrâ sûresi, 17/1).

185 Necm sûresi, 53/10.

186 İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 1/106.

187 Fâtiha sûresi, 1/5.

188 İbn Mâce, sıyâm 21; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/373.

189 Buhârî, imân 1, 3; Müslim, imân 19-22.

117