İçeriğe geç

Mü’min, ibadetini yaparken, gönlü şu duygu ve düşüncelerle dolu olmalıdır: “Senin izzetini düşünerek zilletimle; azametini düşünerek hakirliğimle huzuruna geldim. Kimseye bel kırmayan, boyun bükmeyen ben, Senin için belimi de kırıyor, boynumu da büküyorum. Gururumu, Sana yapılan secdenin derinliğiyle ayaklar altına alıyor ve yüzümü yerlere sürüyorum. Çünkü Sen bana bir kalb, bir akıl, bir irade, bir şuur verdin ve bunları vicdanıma rükün yaptın. Vicdanım Sana karşı minnet ve senalarını eda etmek istiyor. Bütün kâinat şahit olsun ki ben, kulum ve işte bununla şeref duyuyorum.”

Hazreti Mevlâna, –kendisine izafe edilen bir sözde– söz sultanlığı, zamanı aşmışlığı ve baş döndüren derinlikleriyle değil, kulluğuyla övünür, kulluğuyla coşar ve şöyle haykırır:

“Kul oldum, kul oldum, kul oldum!
Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.
Kullar azad olunca şad olur;
Ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum.”

E. İbadetlerde Bütünlük

İslâm, sistem olarak bir bütündür, parçalanamaz. Onun bir kısmını alıp diğer bir kısmını kabul etmemek mümkün olmadığı gibi, onun diğer beşer sistemlerine monte edilmesinin de imkânı yoktur. İslâm’ın, bütünüyle parçalarının kendisine ait olması lazımdır. Zira İslâm, her ne kadar başka kültürlerden, bilgi kaynaklarından istifade etmeyi yasaklamasa, bilakis tavsiye etse de, onun sadece iktisadî sistemini alıp başka bir sisteme monte etmek veya bir başka sistemden bir bölümünü ona yamamaya çalışmak, yabancı bünyeye kendi karakter ve özelliklerini taşımayan organ nakletmek gibidir. Dolayısıyla bunlar asla kalıcı olamazlar. Bir süre sonra bünyede doku uyuşmazlığı baş gösterir. Akabinde de vücut, onları kabul etmez ve dışarı atar.

115