1. O, hemen herkesin düşüncesine başvuruyor, herkesin fikrini alıyor ve “şûrâ” düşüncesini toplum hayatına hâkim kılmak istiyordu. O, Hz. Ali (radıyallâhu anh) ile istişare etmişti. Gerçi Hz. Ali: “Perde-i gayb açılsa yakînim artmayacak.” diyen insandı. Ama yine de Allah Resûlü’nün ders halkasında bir çocuktu. Ve işte Allah Resûlü, bu yaştaki Ali ile meşverette bulunuyordu…16
Münafıklar, Hz. Âişe Validemiz’e (radıyallâhu anhâ) iftirada bulunmuşlardı, evet o iffeti âyetle sabit anamıza en iğrenç iftirayı yapmışlardı ki, buna “İfk Hâdisesi” yani “iftira vak’ası” denir. Bu çok yönlü hâdise, tarihe böyle geçmiştir.
Gerçi Allah Resûlü, vahyin bu işi halledeceğine kat’iyen inanıyordu ve Hz. Âişe hakkında da en küçük endişesi yoktu ama, yine de teker teker ashabıyla istişarede bulunmakta maslahat görüyordu. Zira, istişare daima kazandırır, hiçbir zaman kaybettirmez. Ve zaten O da, hep kazandırmak için gelmişti.