İçeriğe geç

Allah Resûlü tek başına oturuyordu. Bir ara kapı aralandı ve içeriye muhacirînin ileri gelenleri girmeye başladı. Aralarında ensardan hiç kimse yoktu ve manzara oldukça dikkat çekiciydi. Acaba niçin sadece muhacirden insanlar gelmiş ve ensardan hiç kimseyi çağırmamışlardı? Müsaade istediler ve Allah Resûlü’ne maruzatlarını şu şekilde arz ettiler:

“Yâ Resûlallah! Biz buraya Allah (celle celâluhu) için hicret edip geldik. Bütün düşüncemiz Allah yolunda seninle beraber olmaktı. Hâlbuki ensar kardeşlerimiz bize öyle bir alâka gösterdiler ki, korkarız, ahiretin sevabını burada bitireceğiz. Kardeşlerimiz müsaade etsinler, artık biz, kendi bakım ve görümümüzü kendimiz yapalım. Onların bize ayırdıkları payları kendilerine iade edelim. Minnet altında kalıyor ve çok mahcup oluyoruz.”

Bunları söylerken de hepsi ağlıyordu. Allah Resûlü de gözyaşlarını tutamamıştı. Belki de şu manzara gök sakinlerini de gözyaşına boğmuştu. Bu bir cihetle, istiğna ile diğergâmlığın çarpışmasıydı. O güne kadar yeryüzünde, bu kadar güzel bir kavga hiç görülmemişti.

Çünkü biraz sonra Allah Resûlü ensarı huzuruna çağırıp olanları anlatınca, hepsi birden itiraz edecek ve bu istiğnaya karşı çıkacaklardı. Onlar için böyle bir teklifi kabullenmek, vücutlarının yarıdan biçilmesine razı olmaktan farksızdı. Zira onlar, kardeşleriyle öyle bütünleşmişlerdi ki, ayrılmaları âdeta ölümdü. Biraz sonra hepsi de Resûlullah’ın huzurundaydı ama, ensar ağlıyor ve muhacirler ağlıyordu. Aynı beldede oturmalarına ve günde beş defa -en azından- mescitte beraber bulunmalarına rağmen, paylaştıkları odadan ve sofradan ayrı kalmaları onlara giran geliyordu.

94