İçeriğe geç
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَۤا أَنَاۨ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“Yüzümü hanif olarak, (hiç şirke bulaşmadan, tertemiz ve sapasağlam bir vicdan ve fıtratla), gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim ve ben, müşriklerden değilim.”14

Yüzünü, kıbleden başka bir yöne çevirirler; o zaman da: فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ “Nereye dönerseniz dönün, Allah oradadır.”15 âyetini okur. Kılıç darbesiyle gövdesinden ayrılan başı yere düşünce de: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ der.16

İşte sünnet, hadis, bize gerektiğinde sünnetin bir tek meselesi uğrunda kurbanlık koyun gibi boyunlarını uzatan böyle fedailer kanalıyla gelmiştir! Evet, bu temiz kanallarla intikal etmiş ve içine de hiçbir şey karıştırılmamıştır.

Said İbn Cübeyr gibi, Muhammed b. Münkedir gibi, Üveysü’l-Karanî gibi, Mesruk gibi daha yüzlercesi sayılabilir. Fakat mevzumuz, tek tek bu büyük zatların hayatlarını anlatmak olmadığından, hadis sahasında en fazla iştihar etmiş ve sahasında gerçekten imam sayılan birkaç tâbiîn imamını, hem de küçük küçük çerçeveler hâlinde tanıtmaya çalışarak, bu bahsi de kapatmak istiyoruz:

a. Said İbnü’l-Müseyyeb

Hadis, tefsir ve fıkıh denince tâbiîn içinde akla gelen ilk isim, Said İbnü’l-Müseyyeb’dir. O, Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde ve Hicret’in 15’inci yılında dünyaya teşrif eder. Hz. Ömer’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi ve onlardan geriye ne kadar sahabi varsa, hepsini tanır.

507