İçeriğe geç

Yalandan olabildiğince uzak, olabildiğince samimî, olabildiğince içten ve olabildiğince sağlam bu emîn insanlar naklettiler bize sünneti. Üveys gibi, Mesruk gibi, İbn Sîrîn gibi, Muhammed b. Münkedir gibi insanlar… Muhammed b. Münkedir, hemen her hadis imamının kendisine başvurduğu bir insandır. Üstelik evvâh u münîbdir.. kendi çağında da, kendinden sonraki çağlarda da adı ‘Bekkâ’dır onun. Allah mehâfet ve mehâbetinden öyle ağlardı ki, kendisini çocukluğundan beri tanıyanlar, “Çocukluğunu bilmesek, belki bir günahı var da ona ağlıyor derdik; nedir seni bu kadar ağlatan?”11 demekten kendini alamazlardı… Ama, Muhammed b. Münkedir için ağlanacak çok şey vardı. Allah mehâfet ve mehâbeti, Allah’ın büyüklüğü karşısında kulun küçüklüğü, bir gün yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimiz, öldükten sonra haşrolacağımız gerçeği, defterlerin uçuşacağı hakikati, Cehennem’in alevleri arasından Sırat köprüsünü geçme mecburiyeti.. evet bunlardı onu ağlatan. İnsanlık onun iniltilerini, sadece Dâvûd’un (aleyhisselâm) mızrabında duyabilmişti ve o, âdeta ikinci bir Dâvûd’du…

Sekerat hâlinde feryat ediyordu Muhammed b. Münkedir. Soruldu: “Bu feryadının sebebi nedir?” “Kur’ân-ı Kerim’deki bir âyetin benim için söz konusu olması endişesi.” dedi ve âyeti okudu: وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ“Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.”12 Evet o “Ben Allah’tan ummadığım şeylerin aleyhimde ortaya çıkmasından korkuyorum.” diyordu.13

505