a. Meselâ; bir defasında iki sahabi sahrada su bulamadılar ve teyemmümle namaz kıldılar. Bunlardan biri, daha sonra aynı namaz vakti içinde su buldu ve abdest alıp, yeniden namaz kıldı.. diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi de gelip, durumu Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlattılar. Allah Resûlü: “Suyu bulduğum hâlde, ben namazı iade etmedim.” diyene: أَصَبْتَ السُّنَّةَ“Tam sünnete göre hareket ettin.”; “Suyu bulunca, abdest alıp, namazı iade ettim.” diyene de: لَكَ الْأَجْرُ مَرَّتَيْنِ“Sana da iki mükâfat var.”11 buyurdular. İşte bu, takrîrî sünnete girmektedir.
b. Yine, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Benû Kureyza’yı tedibe giderken: “Acele edin, namazı orada kılacağız!” buyurdular. “Acele” sözünden bazı sahabi: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), acele edip Kureyzaoğulları yurduna varmamızı ve namazı orada kılmamızı istiyor…” mânâsını çıkarıp, hemen yola çıktılar ve namazı orada kıldılar. Diğer bir kısım sahabi ise, “Hayır, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), acele etmemizi istiyor; yoksa namazı burada da kılabiliriz.” mânâsını çıkararak, namazlarını kılıp da gittiler.12 Mesele Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) götürüldüğünde, her iki grubun yaptığını da tasvip buyurdular. İşte, bu ve benzeri hâdiseler de takrîrî sünnete misal olarak zikredilirler.
2. Kur’ân’da Sünnet
Sünnet, hayatımızın hayatı ve ruhumuz içre de bir ruhtur. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan da sünneti desteklemekte, desteklemekten de öte, onun İslâm’daki esaslı ve vazgeçilmez yerini tesbit ve tasrih buyurmaktadır. İşte, bu tesbit ve tasrihle alâkalı âyetler: