İçeriğe geç

Evet, Sa’d b. Muaz, Mus’ab b. Umeyr’in önünde diz çökmüş ve Müslüman olmuştu. O günün Medine’sinde, Ömer’in Mekke’de Müslümanlığı kabulüne benzer bir coşku meydana getirmişti Sa’d b. Muaz’ın Müslümanlığı. Yankısı en kısa zamanda civar kabile ve aşiretlerde de mâkes bulan büyük bir hâdise oldu.

Görüldüğü gibi, Allah Resûlü, durmadan, dinlenmeden hak ve hakikatin neşrini yaptığı gibi, O’nun sadık çırak ve tilmizleri de aynı şekilde, cihanın dört bir yanına dağılmış ve hakkı neşretme vazifesini en seviyeli şekilde eda etmeye çalışmışlardı. Cihan, bu meşalelerin tutuşturduğu nurlu kalblerle apaydın olacaktı. Zaten Mus’ab’ı Medine’ye, Talha’yı Dûmetü’l-Cendel’e ve daha sonraki yıllarda, Berâ ve Halid’i Yemen’e sevk eden aynı duygu ve düşünce değil miydi?

Bazen bir sahabi gittiği yerde muvaffak olamazsa, Allah Resûlü, onların yerlerini değiştiriyor ve bu değişiklik de muhakkak surette, müsbet mânâda tesirini gösteriyordu. Meselâ, Halid b. Velid, irşad adına gönderildiği Yemen’de çok muvaffak olamadı. Allah Resûlü, daha sonra oraya Hz. Ali’yi gönderdi.

Berâ b. Âzib, bu hâdiseyi bize şöyle naklediyor:

“Halid’le günlerce Yemen’de kaldık; Ali gelinceye kadar kimse bize inanmadı ve saflarımıza dahil olmadı. Ancak Hz. Ali’nin gelişiyle her şey birdenbire değişiverdi. İnsanlar, bölük bölük İslâm’a girmeye ve Müslüman olmaya başladılar.”213

216