İçeriğe geç

Ümmü Hakîm, İkrime’nin hem hanımı, hem de amcasının kızıydı. Bu kahraman kadın, sırf vefa borcunu ödemek için Yemen’e kadar gitti ve kocasını ikna ederek geriye getirdi. Ancak, İkrime’nin, Allah Resûlü’nün huzuruna çıkacak yüzü yoktu. Çünkü yapmadığı düşmanlık ve Allah Resûlü’ne reva görmediği zulüm ve hakaret kalmamıştı. Geçtiği yollara diken serpilecekse, herkesten evvel o koşturmuştu; başına toprak saçılacaksa, en evvel bu işe o sahip çıkmıştı. Ancak Allah Resûlü hırsla İkrime’nin de hidayetini istiyor ve Vahşî’ye gösterdiği aynı hassasiyeti ona da gösteriyordu.

İkrime, İki Cihan Serveri’nin huzuruna girdiğinde, Allah Resûlü, kendine yakışır büyüklükle ona hitaben: “Ey hicret yolcusu Merhaba!” dedi. İslâmî mânâda hicret bitmişti; ancak, Allah Resûlü, onun uzak yollardan geldiğine telmih için böyle demişti. Bu cümle, İkrime’nin kalbindeki bütün buzları eritmeye yetti. Allah Resûlü’nün ellerine sarılarak O’ndan dua istedi: “Dua et, Yâ Resûlallah! Ve bütün yaptığım düşmanlıklar için benim namıma istiğfar et!” dedi. Allah Resûlü de, ellerini kaldırdı dua etti. İkrime coştu, kendinden geçti. Zira, hiç de böyle bir alâka beklemiyordu. Beklemiyordu, çünkü o âna kadar, Allah Resûlü’nü de herhangi bir insanla kıyas ediyor ve sıradan bir insanın yapabileceği muameleyle karşılaşacağını sanıyordu. O’ndan bu iltifatları görünce, bu zannında hata ettiğini anladı. “Yâ Resûlallah!” dedi, “Bundan böyle, Sana ve İslâm’a düşmanlık uğruna ne kadar mal sarfettiysem, İslâm için bunun iki mislini harcayacağıma söz veriyorum…” Ve Yermük’te sözünde durdu.. ancak orada verdikleri arasında, canı da vardı.202

210