İçeriğe geç

Evet, görüyoruz ki, Allah Resûlü, en az babası kadar sevdiği ve yine en az öz kardeşi kadar üstüne titrediği Hz. Hamza gibi bir büyük ruhun kâtili için dahi bir rahmet oluyor. Vahşî’nin İslâm’a girmesi için, belki elli yolu deniyor ve Vahşî gibi bir insandan dahi bir sahabi çıkarıyordu. Acaba, O’ndaki tebliğ düşüncesi, O’nun tabiatıyla bütünleşmemiş, O’nun fıtratına yerleşmemiş ve ruhunun bir parçası hâline gelmemiş olsaydı, Allah Resûlü’nün Vahşî gibi bir insanı, ısrarla İslâm’a daveti hiç mümkün olur muydu? Hayır, O’nun bu tehâlükünde, tebliğin nebiye ait bir sıfat olma hakikati saklıydı. Bu itibarla da O, başka türlü davranamazdı.

İkrime’yi Daveti

İkrime’nin düşmanlığı, Vahşî’den de artıktı. O, İslâm’ın bizzat kendisinin düşmanıydı. Yani o, düşmanlığını şuurlu olarak yapıyordu. İkrime’nin neş’et ettiği evde bulunanların hemen hepsinde, İslâm’a karşı cibillî bir düşmanlık vardı. Evin reisi, Ebû Cehil’di. Ondaki cehalet, bütün haneye sirayet etmiş ve Ebû Cehil’in evi, o koyu küfür karanlığıyla âdeta gayya hâline gelmişti. O evde İslâm’a giren herkes, en ağır şekilde eza ve cefaya maruz kalıyor ve kat’iyen rahat bırakılmıyordu.

İkrime, sanki İslâm düşmanlığında babasıyla yarışır gibidir.200 Babasının katıldığı hemen bütün hiyanet hareketlerine o da katıldı. Küfür gözünü kör etmişti. Mekke fethedildiği hâlde o hâlâ temerrüt ediyordu. Evet, niceleri, Mekke’nin fethiyle birlikte derhal Müslüman olmuş ve nur hâlesine girmişti ama, İkrime’nin husumeti devam ediyordu. Zaten o, Mekke fethi sırasında da Müslümanlara karşı kılıç kullanmış ve sonra da Yemen’e kaçmıştı…201

209