İçeriğe geç

Bu sitem bana, bütün Avrupa’nın hatta bütün dünyanın iniltisi gibi gelir. Ben, kendi hesabıma yakamdan tutulup hesaba çekileceğimden çok endişe ederim. Çünkü istenen seviyede oralara İslâm mesajlarını götürüp tebliğ edebilmiş değilim…

bb. Tebliğde Hırs

Allah Resûlü, tebliğde çok hırslıydı. Kendisine hak ve hakikatler anlatılmadık tek insan dahi kalsın istemiyordu. Onun için hiç durmadan ciddî bir tehâlükle çırpınıyor ve önüne gelen herkese, usûlüne uygun olarak tebliğde bulunuyordu. İşte O’nun son dakikalarını yaşayan amcasının başucundaki hâli!

Ebû Talib’i Daveti

Ebû Talib, kırk seneyi aşkın bir zaman Allah Resûlü’nü himaye etmiş bir insandı. Efendimiz peygamberliğini ilan ettiğinde bütün Mekke müşrikleri, ilk defa karşılarında aşılmaz bir sur gibi Ebû Talib’i bulmuşlardı. Onu çiğneyip geçmeden Allah Resûlü’ne ulaşmaları mümkün değildi.

Allah Resûlü’nün hatırına bütün sıkıntılara göğüs geren, ihtiyarlık ve yoksulluk gibi sıkıntıların yanında bir de üç senelik ambargo dönemine karşı kavga vermek zorunda kalan Ebû Talib, ölüm döşeğinde ve son nefeslerini vermektedir. Allah Resûlü fırsat buldukça onun yanına gelir ve ısrarla “Lâ ilâhe illallah” demesini ister ve: “De ki, ahirette sana şefaat edeyim.” der. Ancak o esnada Ebû Talib’in etrafını saran karanlık ruhlu insanlar, onun hidayetine mâni olurlar. O, son nefesini verirken: “Abdülmuttalib’in dini üzerine.” der ve –Allah bilir– gemiyi kaçırır. Allah Resûlü, hıçkırıklarını tutamaz, hüngür hüngür ağlar ve “Menedilmediğim müddetçe sana istiğfar edeceğim.” der. Ancak daha sonra gelen bir âyet, O’nun sinesinde kanayan bu ızdıraptan O’nu meneder.187 O artık, Ebû Talib için istiğfar da edemeyecektir; zira âyet şöyle demektedir:

202