Müşterek haklardaki yarar ve menfaatler hem fertlere hem de topluma ait olması itibarıyla bir farklılık arz eder ve bu gibi haklarda hüküm iki taraftan birinin ağır basmasına göre verilir; şayet hakkın şahıslara ait yanı ağır basıyorsa o bir kul hakkı kabul edilir; aksine âmmeye râci tarafı gâlip görünüyorsa o zaman da Allah hakkı olması esasına göre hüküm verilir ki, bunlar daha ziyade fakihlerin üzerinde durdukları konulardır.
Günümüzde biz, “hak” veya “haklar” dediğimizde daha çok insan haklarını hatırlarız ki, zaten Müslümanlığa göre de insanlar analarından hür doğmuşlardır. Hak ve kıymet açısından hepsi birbirine eşittir. Düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti, vicdan hürriyeti vazgeçilmez haklardandır.. ve yine Müslümanlığa göre ırk, cins, renk, dil, din ayrımı yapılmaksızın herkes aynı hak ve aynı imkânlara sahiptir. Ayrıca, bu haklar, insanın ruh ve beden gibi iki ayrı yanıyla alâkalı büyük-küçük bütün hukukunu ve bugün oluşmuş bulunan, yarınlarda oluşacak olan onun her çeşit haklarını da içine alır.